Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Semerkand Dergisi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İhtiyaç mı İhtiras mı?

Hayatımızı hep bir şeylerin eksikliğini hissederek yaşıyoruz. Bu eksiklerin peşinde bin bir çaba ve emekle  zamanı tüketiyoruz. Güzel bir iş, bir ev, bir araba, biraz para, mutlu bir evlilik, biraz rahat, biraz huzur... Bakmışız yıllar geçmiş. Geçecek daha kaç yıl var, bilmiyoruz. Tamamlanmayı bekleyen hiç akla gelmeyen başka eksiklikler peşinde yuvarlanıp gidiyoruz. Kısacık bir hayat için ne çok eksik! Bu olsa olsa bir yanılsama, bir illüzyon! Kimin illüzyon yapabileceğini, göz boyayabileceğini biliyoruz ama. Hak Tealâ şerrinden muhafaza etsin. Bir evimiz olsun isteyelim elbette. İhtiyaçları giderilmiş bir aile de... Helal olan her şeyi isteyelim. Ama bütün çabamızı, su gibi akıp giden yılları nefsin keyfine harcayıp sonsuzluğu göz ardı etmek akıl kârı olabilir mi. Bize, eşimize, çocuklarımıza, yakınlarımıza lazım olan hayat burada değil. Burada yolcuyuz. Burası yalnızca bir köprü. Köprü üstüne hayat mı kurulur, hayal mi kurulur? “İnsan uykudadır, ölünce uyanır” denilmiş. Vakit ge...

Şal Bağlamayı Sizden Öğrenecek Değiliz!

Metrekareye otuz yedi yuutuubırın düştüğü memlekette bir yuutuubır da ben olursam, benim de başım göğe erer belki dedim. Branşımı da seçtim: Şal bağlama videoları çekeceğim! Biliyorsunuz, çağımızın en büyük dertlerinden biri de hanım kızlarımızın eşarp ve şallarını nasıl bağlayacaklarını bilmiyor olmaları. Hepimiz çaresizce devletimizin bu yarayı saracak bir uygulama getirmesi için elimiz böğrümüzde, gözümüz ufukta bekliyoruz. Artık üniversitelerde şal bağlama bölümleri mi açılır, belediyeler eşarp bağlama yeterlilik kursları mı açar, bilmem. Tez vakitte bir çözüm bulunur da milletçe ferahlarız inşallah! Eğer başıma saksı düşseydi, beynime ancak bu şal bağlama videoları kadar zarar verirdi. Beş dakika oturup kahvemi yudumlayayım, bir yandan da şöyle dinlendirecek bir şey izleyeyim diyorsunuz; programın orta yerinde çat diye bir şal bağlama videosu reklamı giriyor! Neyse, sinirlenmeyeceğim diyip “reklamı atla” yazması için gereken yasal sürenin dolmasını bekliyorsunuz...

Tövbe Et Selamet Bul

Hayırlı Cumalar   Yüce Mevlâ, kendi aralarında sözleşmiş gibi gönderilen peygamberleri alaya alan ve azgınlıkta sınır tanımayan önceki ümmetlerin hallerinden bahsettikten sonra   (Zâriyât 52-53),  ayetin devamında aynı muameleye maruz bırakılan Rasul-i Ekrem (s.a.v)’e yine de öğüt vermeye ve hatırlatmaya devam etmesini şöyle bildirmektedir: “Sen yine de öğüt ver, hatırlat. Çünkü öğüt/hatırlatma müminlere fayda verir.” (Zâriyât 55) Semerkand Dergisi

Yüzüğün Değeri / Hayırlı Cumalar

Sûfîlerin hallerine sürekli itiraz eden bir genç vardı. Bir gün Zünnûn-i Mısrî (k.s) o genci yanına çağırdı ve elindeki yüzüğü ona verip: – Falan ekmekçinin yanına git ve bu yüzüğü bir altın karşılığında ona rehin olarak ver, dedi. Genç yüzüğü alıp götürdü. Fakat söylenen miktarı vermediler. Genç şeyhin huzuruna geri geldi ve: – Bir dirhemden daha fazlaya rehin almıyorlar, dedi. Şeyh: – O halde falan mücevheratçıya götür de kıymetini biçsin, dedi. Genç yüzüğü tekrar götürdü, kuyumcu yüzüğe iki bin altın kıymet biçti. Tekrar gelip vaziyeti anlatınca Zünnûn-i Mısrî k.s. dedi ki: – İşte sûfîlerin haline dair senin bilgin, ekmekçinin bu yüzük hakkındaki bilgisi gibidir. Bunun üzerine genç tevbe etti ve zihnindeki sorular yok olup gitti. (Feridüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ) Abdullah Demirtaş – Hal Dili, Semerkand Dergisi

Kalbini Kur’an-ı Kerim’e Aç

Büyük velîlerden Abdullah b. Alevî el-Haddâd k.s. şöyle der: “Kardeş! Gece ve gündüz Allah Tealâ’nın Yüce Kitabı’ndan belli bir miktar okumayı vird edinmelisin. Bunun en azı günde bir cüz olmalı. Böylece her ay bir hatim yapmış olursun. Bu okumanın en fazlası ise her üç günde bir hatim indirmektir. Bil ki Kur’an-ı Kerim okumanın çok büyük fazileti ve kalbin nurlanmasına çok büyük tesiri vardır. Kur’an-ı Kerim okumada hedefin, manasını da anlamak olmalıdır. “Tertîl”e yani harflerin hakkını vererek usulünce okuyuşa dikkat etmeden çok okumayı hedeflememelisin. Kur’an-ı Kerim’in her harfinin, her kelimesinin hakkını vererek ve ağır ağır okuyarak manasını anlamaya ve tefekkür etmeye çalış. Kalbinde Allah Tealâ’nın azametini hisset. O’nun huzurunda olduğunu; içinde sana verilmiş emirlerin, yasakların ve öğütlerin bulunduğu kitabını okuduğunu düşün. Allah Tealâ’nın birliğini, yüceliğini anlatan ayetleri okuduğunda kalbin O’nun tazimi ve yüceliğiyle dolsun. Cenneti vaadeden ayetl...

Nefs Terbiyesi

Kendimizi yani nefsimizi terbiye etmezsek, Allah korusun, yolumuz cehenneme çıkabilir. Bu yüzden vakit kaybetmeden nefsin terbiyesi için çaba göstermek gerekir. Bunun en büyük, en etkili adımı da kâmil bir mürşidin elinden tutmaktır. Allah Tealâ’nın izniyle kâmil mürşidin yardımı, himmeti nefsimizin ayartıcılığına karşı koyup kurtulmamıza vesile olur. Terbiye olmamış benliğimizin yani nefsimizin başımıza sardığı türlü belalar var. Bunlardan biri dünyalık emelleri yakın, eceli uzak göstermesidir, Sürekli dünyalık menfaatler, hazlar için hayal kurup, onları elde edeceği ümidiyle insanı oyalar. Param pulum, evim arabam, makam mevkim, itibarım olsun diye ister durur. Sanki dünya sonu olmayan bir yermiş gibi daima bunlara dair planlar yapmakla günlerini geçirir. Bahanesi de vardır. “Dünya için bunlar da şart!” diye diye, peşinden kovalamakta olan ecelinin ciddiyetini kavrayamaz, ahiret hesabını idrak edemez. Bu halin tedavisi için insan kendisini içtenlikle tövbe etmeye zorlamalı, Allah’...

Regaip Bolluk Bereket Demektir

Geçen gün ömürdendir Evet; Asr suresinde “Andolsun zamana ki, insan gerçekten büyük bir ziyan içindedir.” buyuruyor Allah Tealâ. Çünkü biz istesek de istemesek de ömür sermayemiz her geçen gün biraz daha eriyor, alıp verdiğimiz her nefeste biraz daha eksiliyor. Fakat ne zamanı durdurmak, ne de ecelimizi ertelemek elimizde olmadığına göre, ömür sermayesinin giderek azalması, neden bizim için bir hüsran olsun? Üstelik sermayenin bir yatırıma dönüştürülmek üzere zaten harcanması, sarf edilmesi gerekmiyor mu? Surenin devamında “Ancak iman edip salih ameller işleyenlerin, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler”in zarara uğramayacakları beyan buyurularak, bu soruların cevabı veriliyor aslında. Hüsran, zamanın ve ömrün geçip gitmesi ile değil, geçip giden bu sürenin değerlendirilememesi, içinin doldurulamaması ile ilgilidir ve her halükârda buzun eridiğini fark edememenin sonucudur. Öyleyse “geçen gün ömürdendir” hakikatini unutmadan, zamanın ve zamandan bir bölüm olması nede...

Maneviyat Fakirlerine de Merhamet

Kendisine iyilik yapılacak fakirlerden birisi de edepten yoksun olan kimsedir. Edebi olmayan insan ne kadar fakir ve düşkündür! İnsanı insan yapan, ona gerçek değerini veren edeptir. Gönlünde insanlara verebileceği bir sevgisi bile olmayan kimse de fakir ve yalnızdır. Kimseyi sevemeyen insan, kimse tarafından da sevilmez. Bu dünyada sevgi olmadan sefa da olmaz. Güzel ahlâk, iffet, edeb, sabır, vefa, müsamaha ve sevgi gibi manevi cevherlerini kaybetmiş bir insan, insanlığın en fakir ferdi olup yardıma muhtaçtır. Manen zengin müminlerin bir görevi de bu tür insanların ihtiyaçlarını gidermektir. Böyle insanı ihya etmek için ne yapılsa, ne kadar masraf edilse, ne kadar vakıf kurulsa, okul açılsa, seferber olunsa, gözyaşları aksa, hayır dualar edilip manen ölmüş kalbin üzerine ilahî rahmet çekilse değer. Hedefi iman ve edeple insanı ihya etmek olmayan bütün kurum ve kuruluşlar kusur içindedir, insanlık adına suçludur ve Allah katında sorumludur. Semerkand Dergisi / 136. Sayı...

Ya Hayır Söyle Ya da Sus

Söz mü Sükût mu? Ensar’ın ileri gelenlerinden Muaz b. Cebel r.a anlatıyor: “Bir gün Efendimiz s.a.v.’e; – Ya Rasulallah! Dilimizin konuştuklarıyla hesaba çekilecek miyiz, diye sordum. Allah Rasulü s.a.v.: – Hayret sana Ya Muaz! İnsanları yüz üstü cehenneme sürükleyen dilleriyle kazandıklarından başkası mıdır? Sükût edersen selamet bulursun. Konuştuğun zaman ise sözün ya lehinedir ya da aleyhinedir.’ buyurdu.” (Tirmizî, İman, 8) Semerkand Dergisi / Hal Dili

Küçük Günah Hep Küçük mü Kalır ?

Tövbe de sebat etmedikçe ve günahları terk etmedikçe ilâhi yardımı ummak doğru olmaz. Allah’ın rahmet, bereket ve inayeti sonsuzdur ama hesabı ve azabı da şiddetlidir. Kâmil bir tevbe için büyük günahları terketmek lazım geldiği gibi, küçük günahları da terk etmelidir ve günahların hem zahirde hem de bâtında terki gerekir. Hırs, haset, kötü zan, Ümmet-i Muhammed’e karşı kin ve nefret gibi içten işlenen günahları, dıştan işlenen günahlar gibi terk etmedikçe insan günahtan kurtulmuş olamaz. Allah Tealâ: “Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi üstün, seçkin bir yere koyarız.” (Nisa, 31) buyuruyor. İbn Hacer Heytemî k.s. Hazretleri, “Büyük Günahlar” isimli iki ciltlik eserinde dört yüz küsur günah-ı kebairi bildirmiş, hükümlerini arzetmiştir. Küçük günahlar da küçük diyerek fütursuzca işlenirse, büyük günahların vebali içine düşülür. Rasululah s.a.v. Efendimiz, ashabıyla (Allah onlardan razı olsun) bir vadiye geldi. Ashabına o...

Üç Aylarımız Mübarek Olsun

Receb Ayı Ve Fazileti Receb ayı, kamerî ayların yedincisi, üç ayların ise başlangıcıdır. Ramazan-ı şerifin müjdeleyicisidir. Receb ayının içinde iki mübarek gece bulunmaktadır. Birisi "Regaib" diğeri "Miraç" gecesidir. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurur: "Beni iyi dinleyin; Receb ayı, savaş hislerinin duyulmadığı Allah'ın (haram) ayıdır. Kim inanarak ve sevabını sadece Allah'tan bekleyerek Receb ayında bir gün oruç tutarsa Allah Teâlâ'nın en büyük hoşnutluğunu kazanmış olur" (Tezkire). Denilir ki; Allah Teâlâ (c.c) yılın aylarını dört ay ile süslemiştir. Şu âyet-i kerime bu hususa işaret eder: "Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin..." [1] Bu haram ayların üçü peş peşe (zilkade, zilhicce, muharrem) ve biri de tek ...

Yolun İki Esası

Şeyh Muhammed Diyaüddin k.s., Silvan müftüsü Şeyh Abdurrahman’a cevaben yazdığı bir mektubunda, Nakşibendî yolunun iki esasını şöyle beyan buyurmuştur: Birincisi, Allah’ın muhabbetidir ki, o hiçbir karşılığın kendisine bedel olmadığı bir şeydir. Nitekim Mevlâna Camî k.s. demiş ki: “Dünyada bir bedeli olmayan hiçbir şey yoktur. Fakat Allah aşkının menkıbesi bedelsizdir.” Çünkü o aşk kalpteki masiva (Allah’tan gayrisi) düşüncesini yakar, kalp mahbub olan Allah’tan başkasına razı olamaz. Kişinin imanı da ancak bu aşk ile tamam olur. Hazret-i Peygamber s.a.v.’e aşık olmak, kişinin Allah Tealâ’ya duyduğu muhabbete bağlı olduğundan, Rasulullah s.a.v., “Herhangi biriniz beni nefsinden, malından, evlatlarından daha çok sevmedikçe hakkıyla iman etmiş olamaz.” buyurmuştur. Öyle ise akıllı kimsenin, ebedi saadete kavuşmak için bu aşkı elde etmeye çalışması gerekir. ........... Mümin Munis’in hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Nisan 2016 sayısında.

Dostu Düşmanı Bilseydik…

Hayatımızın içinde iki çok önemli kavram dost ve düşman. Dost aramak, dostluklara tutunmak, düşmandan da sakınmak fıtratımızda var. Dost ve düşmana dair seçimlerinin olumlu ya da olumsuz etkilerini iliklerine kadar yaşamayan tek kişi var mıdır? Dost bildiğinden düşmanlık gören, herkesten umudunu kesmişken düşman zannettiğinden dostluk eli uzanan biziz. Demek ki dostu düşmanı seçmede hatalar yapıyoruz. Hem fert hem toplum olarak… Demek ki sağlam ölçüler lazım. Kendi yarım aklımızın, değişip duran hissiyatımızın yanıltıcılığına bizi teslim etmeyecek hakiki ölçüler… Mümin kimliğinin temelde dostluk üzerinden inşa olduğunu hatırlamalıyız evvela. Allah’a, Rasulü’ne, sahabilere ve salihlere, iman kardeşlerine, nihayet alemdeki büyük nizama dostluk. Bir barış hali… Bu dostluğun hukuku Şeriat-ı Garrâ’da kayıtlı. İman bütün hayatı kuşatan bir dostluk zemini doğuruyor. Fakat iki mutlak/fıtrî düşmanımız var. Şeytan ve avanesi ile kötülüğü emreden kendi nefsimiz. Bunlarla bir ömür savaşma...

Bugünkü İmkanlar ve Halimiz

Şükrün yaygın tariflerinden biri şöyledir: Allah’ın nimetlerine yine O’nun nimetleriyle isyan etmemek. Mesela Allah göz vermiş. Gözün şükrü harama bakmamaktır. Yirminci asır medeniyeti sayısız rahatlık ve bolluk getirdi. Ama bunca bolluk ve rahatlık getirmekle Allah’a itaati arttırdı mı? Aksine, itaatten uzaklaştırdı, gafletimizi arttırdı. Oysa bolluğa ulaştıkça sorumluluğumuz artar, şükrü de arttırmamız gerekir. Yirminci asır medeniyetinin bolluk ve rahatlığı ibadet ve taatimizi arttırmayıp, nefslerimizin hevasıyla şehvetlerimizi arttırarak bizleri günaha sürüklediğinden, faydadan çok zarar getirmiştir. Sabah gazetelerle gözümüzü açıp gece televizyonla kapatırsak, bunlar bizim için zarar olur. İnsanoğlu yaratılan mevcudatla alakadardır. Allah mevcudatı çok geniş yaratmış. Her insana fıtrat ve kabiliyetine göre mevcudata muhabbet vermiştir. Lezzetler çoğaldıkça vebal ve günah kapıları da genişler. Televizyonun şu andaki zararı faydasından çoktur. Bediüzzaman hazretlerine sordu...