Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tasavvuf etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Şeytan Ve Nefis

Tasavvuf dilinde nefsin açlıkla terbiyesine Riyazet denir. Nefsini lezzetli yemeklerle şımartan ve onu azılı bir at haline getirenlerin manen perişan halleri, bu nevî riyazetin önemini göstermeye yeterlidir. Riyazet ve benzeri nefisle mücadele yollarını, Mevlâna şöyle değerlendirir: Bir evin temelini atacakları vakit, evvelki binayı yıkarlar. Yerin dibinden başlangıçta çamur çıkarırlar (yani kuyu kazarlar. Fakat sonunda oradan tatlı suya ulaşırlar. Bir hamal, ağır yük altında koşup gider. Hatta o ağır yükü başkalarının elinden kapar. (15) Hükümdar kaleyi tahrip ederek kafirden alır. Sonra onu tamir ederek, yüzlerce burç ve sed ilave eder. (16) Bütün bu misaller, nefisle mücadelenin hikmetini ve neticesini göstermektedir. Ham nohutun pişmesi için, kaynar suya atılması lazımdır. (17) Zaten, Cenab-ı Hak, nefisle mücadele etmemiz için, bizi devamlı bir halden başka hale çevirmekte, bela ve musibetlerle denemektedir. ALLAH’ın rahmeti gadabını ve kahrını geçmiştir. Ondan dolayı, bir kimseyi ...

Sûfilerin Sohbet/Yakınlık Âdâbı

  Allah Tealâ; “Onlar ki iman eder ve sâlih amel işler, Rahman onları sevgili kılacaktır (sevecek ve sevdirecektir.)” (Meryem 96) buyurmuştur. Yani iyi iş yapan müminleri Ulu ve Yüce Allah kendine dost edinecek, onları gönüllerde sevgili hale getirecek. Zira onlar gönülleri gözetir, kardeşlerin hukukuna güzelce riayet eder ve onları kendilerinden üstün bilirler, buyurmuştur. Rasulullah s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Üç şey var ki, dostunun sevgisini senin için saf ve katışıksız hale getirir: Yolda karşılaştığın zaman ona selam vermen, mecliste yer göstermen ve en çok sevdiği ismi ile hitap etmen.” Rasulullah s.a.v.’in emretmiş olduğu bu husus dostluk hukukuna riayet ve onu muhafaza etmektir. Allah Tealâ: “Müminler ancak kardeş ve dosttur. İki kardeşinizin arasını bulunuz, düzeltiniz.” (Hucurat 10) buyurmuş, iki müslümanın birbirini incitmemesi ve kırmaması için bütün müslümanlara yumuşaklığı ve merhamete dayanan bir ilişki kurmalarını emretmiştir. Rasulullah s.a.v. buyurmuştur ki: “Ede...

Nefs Terbiyesi

Kendimizi yani nefsimizi terbiye etmezsek, Allah korusun, yolumuz cehenneme çıkabilir. Bu yüzden vakit kaybetmeden nefsin terbiyesi için çaba göstermek gerekir. Bunun en büyük, en etkili adımı da kâmil bir mürşidin elinden tutmaktır. Allah Tealâ’nın izniyle kâmil mürşidin yardımı, himmeti nefsimizin ayartıcılığına karşı koyup kurtulmamıza vesile olur. Terbiye olmamış benliğimizin yani nefsimizin başımıza sardığı türlü belalar var. Bunlardan biri dünyalık emelleri yakın, eceli uzak göstermesidir, Sürekli dünyalık menfaatler, hazlar için hayal kurup, onları elde edeceği ümidiyle insanı oyalar. Param pulum, evim arabam, makam mevkim, itibarım olsun diye ister durur. Sanki dünya sonu olmayan bir yermiş gibi daima bunlara dair planlar yapmakla günlerini geçirir. Bahanesi de vardır. “Dünya için bunlar da şart!” diye diye, peşinden kovalamakta olan ecelinin ciddiyetini kavrayamaz, ahiret hesabını idrak edemez. Bu halin tedavisi için insan kendisini içtenlikle tövbe etmeye zorlamalı, Allah’...

TASAVVUF

Sâdât-ı kirâmın büyüklerinden Mevlânâ Halid-i Bağdâdî (k.s) bir mektubunda şöyle der: Tasavvuf yolu, Allah'a ulaşma yoludur. Bu yol Allah Teâlâ'nın rızasını ve Peygamber Efendimiz'in sevgi ve ahlâkını kazandırır. Manen yükselmeye vesile olur. Bu yolun esasları şunlardır: • Kurtuluşa eren topluluk olan Ehl-i sünnet inancına sahip olmak ve ona sıkıca sarılmak. • Azimetleri tam bir titizlikle, ısrarla ve büyük bir kararlılıkla yapmak, mecbur kalmadıkça ruhsatlardan kaçınmak. • Devamlı Allah Tealâ'ya yönelmek ve O'nun bizi kontrol ettiğini düşünmek. Dünyanın süsünden, hatta Cenâb-ı Hak'tan başka her şeyden yüz çevirmek, bunların sevgisini kalbe koymamak. Bir de hadis-i şerifte "ihsan" diye tabir edilen, Allah Tealâ'yı görüyormuş gibi kulluk etmeyi ve O'nunla beraber olmayı alışkanlık haline getirmektir. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: "İhsan, Allah'ı görüyor gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'n...

Buyurmaz mısınız O Enfes Sofraya...

"Bu zamanın imtihanı, haramların şirin hale gelmesidir." "Baştaki göz görmeyince insan alemleri gördüğünden ibaret sanıyor. Bu bir hatadır. Allah'ın sure ve ayetleri ilk indiği günkü sıcaklık ve tazeliktedir. Ortada enfes bir sofra var. Yetişen alıyor.Almak için, bu işleri bilen birinin peşine takılmak gerekiyor.Tasavvuf bir terbiye okulu ve cemiyetidir.Terbiye olan sofraya buyur ediliyor...."

NAMAZ NEDİR ?

Sevenle sevilenin buluştuğu yer ve saattir. Allah Teala kulunu sevmezse namazı nasib etmez. Namazı nasib etmişse ona hidayet etmiş demektir. Eğer hidayet etmişse bir dostuna, çok sevdiği birisine göndermiş veya gönderecek demektir. Kul, Allah'ın çok sevdiği kişiye varınca o mürşid zat gelenin namazını ve kulluğunu, edebini tamam eder. Bu tasavvuftur, tarikattir.. Bu Allah'ın yoludur... Nasihatler.com

Tasavvuf Klasikleri

Muhib ve Mahbub Muhabbette iki farklı makam vardır: Birisi, sevenlerin makamıdır. Bundan daha üstün olan ikincisi ise, Allah tarafından sevilenlerin makamıdır. Bu durum sufîlerin “mürid” yani Allah’ı isteyen ve “murâd” yani Allah tarafından istenen kavramlarıyla ifade edilir. Aynı şekilde, münîb (Hakk’a yönelen) ile müctebâ (Hak tarafından seçilen); talip (Hakk’ı isteyen) ile matlup (Hak tarafından istenen); rağıb (Hakka rağbet eden) ile merğûb (Hak tarafından rağbet edilen); hâfız (ilahî hudutları koruyan) ile mahfûz (Hak tarafından korunan) ifadeleri de bu yola girenlerin farklı durum ve makamlarını anlatmak için kullanılmaktadır. Hiç şüphesiz kendi çabasıyla ilahî yükü taşıyan kimse ile, üzerindeki yükü Allah tarafından taşınan kimse bir değildir. Yine ziyaret eden kimse ile ziyaret edilen kimse; ilahî huzura ulaşmak arzusuyla yanan kimse ile o huzurda bulunan kimse ve sevenle sevilen bir değildir. Sevilen bir kul ile seven bir kulun makam farkını Rasulullah s.a.v.’in mak...

Hayırlı Cumalar

"Kişinin ibadetlerinde, muâmelâtında, ahlâkında ve hayat nizâmında şerʼî ölçülere riâyet hassâsiyeti yoksa,o kişinin tasavvufî bir terakkî beklemesi mânâsızdır..." Selam ve dua ile hayırlı cumalar...‏

Geçmişten Günümüze

"Allah adamlarının iğnesini (dokunaklı sözlerini) ilâç gibi bilmelidir. Çünkü bu tâifenin celâli, cemâl ile karışıktır. Yâni kızmalarında da merhamet vardır..." Mevlana Halid'i Bağdadi (Kuddise sirruhu) Mübareklerin ders niteliğinde Hakk aşkıyla söylediği sözleri dünyalık nefsani sevgilere , 2-3 günlük zevklere  malzeme yaparsak bu enginlerden nasipsiz kalırız da haberimiz olmaz....   Naçizane 2563 :)

Hayırlı Cumalar

ELİF diye yazılır .. Cana Nefes Kalbe Şifa Rabbe Yol diye okunur .. H. Anıl Öztekin

Tasavvuf Nedir?

Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Tasavvuf hâl işi olduğu için, yaşayan bilir, tarif ile anlaşılmaz. Tasavvuf ilmi, kalb ile yapılması ve sakınılması gereken şeyleri ve kalbin, ruhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna (Ahlak ilmi) de denir. Tasavvuf ehli, kendi derecesine göre, tasavvufu tarif etmiştir. Birkaçı şöyle: Tasavvuf, dinin emirlerine uyup, yasaklarından kaçarak kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak demektir. Tasavvuf, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid'atlerden kaçmaktır. Tasavvuf, nefsin iman ve itaat etmesi, bütün ibadetlerin ve bütün hayırlı işlerin hakiki ve kusursuz olmasıdır. Allahü teâlânın lütuf ve ihsanı ile daha yükseklere çıkanlar da olur.  Tasavvuf, fâni olan her şeyden yüz çevirip, baki olana bağlanmaktır. Tasavvuf, İslam ahlakı ile süslenmektir. Tasavvuf, ölmeden önce ölmektir. Tasavvuf, baştan başa edeptir, tamamen edepten ibarettir. Tasavvuf, kadere rızadır. Tasavvuf, Hak teâlây...

İlahi Feyzi Korumak

Tasavvuf yolu, kişinin kalbine gelen ilahî feyzi muhafaza etmesi için bir vesiledir. Yapılan her ibadetin kalbi aydınlatan bir nuru vardır. İbadetler kulun amel defterine sevap olarak yazılır ve kul ahirette mükafat olarak amelinin karşılığını görür. İbadetlerin sevabı olduğu gibi binlerce fazileti de vardır. Bir ibadet, kulun kalbine Arş-ı Alâ’dan feyz, rahmet ve bereket çeker. İndirilen ilahî feyz gökten inen yağmurun toprağı beslemesi gibi kalbi besler. Allah Teala’nın kudretiyle yarattığı dünya atmosferindeki hava nasıl bitmez, tükenmez ise, Allah Teala’nın feyz ve inayeti de tükenmez. Hiç kesilmeden yeryüzüne iner. İnen bu feyzi kalbine alıp muhafaza etmek müminin vazifesidir. Büyükler “Kalbe gelen ilahî  feyzi korumak , elde etmekten daha zordur.” buyurmuşlar. Şeyh Ebu’l Abbas k.s. hazretlerinin beyanına göre kulun feyz-i ilahi’yi elde etmesi, Allah Teala’nın ona bir ikramıdır. Aldığı feyzi muhafaza etmek ise kulun Allah’a karşı vazifesidir. İlahî feyz kalbe m...

~Şeytanın İbadetteki Hileleri~

1. Engelleme: Şeytan ilk olarak insanın ibadetine engel olmak ister. Eğer Cenab-ı Hak kendisini şeytandan korursa, kul şu sözlerle şeytanı reddeder: “Ben ibadete gerçekten muhtacım. Çünkü bu fani dünyada sonsuz olan ahiret hayatı için mutlaka azık hazırlamam gerekir!” 2. Erteleme: Birincisinde başarılı olamayan şeytan sonra: “Acele etme, ileride yaparsın, daha yaşın çok genç!” diyerek ibadeti ertelemeyi, geriye atmayı telkin eder. Allah’ın yardımı ile onu: “Ecelim benim elimde değil. Eğer bugünün işini, ibadetini yarına erte­lersem, peki yarının işini ne zaman yapacağım? Zira her gün için yapılacak yeterince iş var…” diyerek onu reddeder. 3. Acele: Şeytan bu sefer de acele etmesini isteyerek ona: “Acele et, acele et! Şu işi bitir, şunu yapmaya da vaktin olsun!” der. Allah’ın inayetiyle şeytanı şu sözlerle susturur: “Tam ve kusursuz olarak yapılan az iş, kusurlu olarak yapılan çok iş­ten hayırlıdır!” 4. Riya: Bu sefer ibadetini tam ve mükemmel yaparak insanlara karşı göster...

~Ömrünüzü "ne derler hastalığı" ile harcamayın ~

 Etrafımızdaki bütün insanları bizden memnun etmek bu dünyadaki en zor işlerdendir. Bu imkansız olduğu gibi, gereksizdir de. İnsan fıtratını tanımalı ve insanlık tarihini iyi bilmedir. Bu dünyadaki insanların birçoğu, kendisini yoktan yaratan, sonsuz rahmetiyle yaşatan, rızıklandıran, göğü ve yeri hizmetine sunan Rabbi’nden bile razı değildir; O’nu tanımaz, inkar eder, Zatına ortak koşar, hakkında olmadık şeyler söyler. Bu insanların çoğu, kendilerini cennete götürmek için can atan peygamberlerle savaşmıştır. Hepimize rahmet olan Allah dostlarının da her devirde münkiri olmuştur. Demek ki asıl olan halka göre davranmak değil, Hakk’a bakarak hak üzere yaşamaktır. Halk, hayatın bir gerçeğidir, fakat hayatımızın sahibi değildir. Pek çok kimse, halkı ölçü alır; “Halk ne der, insanlar hakkımda ne düşünür; ben onların karşısına nasıl çıkarım!” diye hayatını halka göre düzenlemeye, insanların beğenisine göre giyinip kuşanmaya, süslenmeye, eğlenmeye, davranmaya çalışır. Bu arada hi...