Ana içeriğe atla

Kayıtlar

#semerkand etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

"Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş, Bir veliye bende olmak cümleden a’la imiş..."

 "O dem ki bu cihandan bir Sultan gitti,  Sevindi ahiret amma bu cihandan safa gitti..." Ahmed b. Hanbel buyuruyor; "Bidat ehline söyleyin: Bizimle sizin aranızda nasıl bir fark olduğu cenazelerimizde belli olacaktır." "Kırk beldeden kırk nakışçı gelse bizdeki hasret ve hüznün söküğünü bu saatten sonra dikemez..." 12 Temmuz 2023 Çarşamba / 14:10 Mütevazilere muhabbeti bol olan, itimadımız, dayanağımız, delilimiz, gözümüzün nuru, kalbimizin süruru, efendimiz Gavsımız kuddise sirruhu hazretleri dar-ı bekaya irtihal etmiştir. Rabbim makamını ali, mekanını cennet etsin bizleri şefaatlerinden mahrum bırakmasın.... 

Asıl Yurdun Eşiğinde

  İnsanoğlu dünyaya bir kere gelir. Kendisine takdir edilen müddet kadar yaşar. Sonra da ölüp dünya sahnesinden çekilir. Ölümle beraber dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkar. Ölümle başlayan bu ahiret yolculuğu, kabir hayatıyla devam eder; mahşer, sırat, mizan, hesap... derken cennet veya cehennem durağıyla son bulur. Son bulması, varılacak yerin belli olması bakımındandır. Yoksa cennet hayatı da cehennem hayatı da devamlıdır. Vakti gelince herkes ölüm şerbetini içecek. Şayet dünyada sonsuza kadar yaşamak takdir edilseydi, şüphesiz en başta peygamberler için söz konusu olurdu. Yüce Mevlâ, Efendimiz s.a.v.’in asla ölmeyeceğini ileri sürenlere veya O’nun vefatıyla sevinmeyi bekleyen müşriklere cevaben, ölümün herkese uğrayacağını, bu konuda kimseye ayrıcalık tanınmayacağını ve sonunda ilahî huzurda toplanılacağını şöyle haber verir: “Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen sanki onlar ebedî mi kalacaklar? Her nefs ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak siz...

İhtiyaç mı İhtiras mı?

Hayatımızı hep bir şeylerin eksikliğini hissederek yaşıyoruz. Bu eksiklerin peşinde bin bir çaba ve emekle  zamanı tüketiyoruz. Güzel bir iş, bir ev, bir araba, biraz para, mutlu bir evlilik, biraz rahat, biraz huzur... Bakmışız yıllar geçmiş. Geçecek daha kaç yıl var, bilmiyoruz. Tamamlanmayı bekleyen hiç akla gelmeyen başka eksiklikler peşinde yuvarlanıp gidiyoruz. Kısacık bir hayat için ne çok eksik! Bu olsa olsa bir yanılsama, bir illüzyon! Kimin illüzyon yapabileceğini, göz boyayabileceğini biliyoruz ama. Hak Tealâ şerrinden muhafaza etsin. Bir evimiz olsun isteyelim elbette. İhtiyaçları giderilmiş bir aile de... Helal olan her şeyi isteyelim. Ama bütün çabamızı, su gibi akıp giden yılları nefsin keyfine harcayıp sonsuzluğu göz ardı etmek akıl kârı olabilir mi. Bize, eşimize, çocuklarımıza, yakınlarımıza lazım olan hayat burada değil. Burada yolcuyuz. Burası yalnızca bir köprü. Köprü üstüne hayat mı kurulur, hayal mi kurulur? “İnsan uykudadır, ölünce uyanır” denilmiş. Vakit ge...

Ya Rabbi Ben Pişmanım....

Sözler ve Bakışlar 17. asrın sûfi âlimlerinden Abdullah b. Alevî el-Haddâd k.s. hazretleri Risâletü Âdâbi Sülûki’l-Mürîd: Müridin Edepleri adlı kitabında günahlardan ve dünya fitnesinden sakınmak hususunda der ki: Mürid, azalarını isyandan ve günahlardan sakındırmaya çalışmalı, onları itaatten başka bir şey için hareket ettirmemelidir. Azalarıyla, ahirette faydasını göreceği ameller yapmalıdır. Dilini korumaya aşırı özen göstermelidir. Zira dilin cüssesi küçük ama günahı büyüktür. Dilini yalandan, gıybetten ve diğer sakıncalı sözlerden sakındırmalıdır. Çirkin kelamdan ve haram olmasa dahi onu ilgilendirmeyen konulara dalmaktan da kaçınmalıdır. Çünkü bu saydıklarımız hem kalbi katılaştırır hem de vakit kaybına yol açar. Halbuki mürid dilini, Kur’an-ı Kerim tilavetinden, zikirden, nasihatten, iyiliği emredip kötülükten alıkoymaktan ve ahiretine yardımcı olacak dünya ihtiyaçlarından başka bir şey için hareket ettirmemelidir. Rasulullah s.a.v. şöyle buyuruyor: “İyiliği emredip kötülükten s...

Emaneti Ehline Vermek

Devenin Kanadı Söylenen her hikmetli sözün zâhiri kadar bâtını da vardır. Hatta sözün muhatabına veya makamına göre mana mertebeleri değişir. Hele bu söz tasavvuf erbabının eline geçerse manalar daha da çeşitlenir, derinleşir. Hikmetli söyleyişler için bir zemin teşkil eden latifelerde ise öyle kelimeler kullanılmıştır ki, muhatabı hemen maksadı anlar, payını alır. Bu yüzden latife demişler; yani incelik... Böyle sözlerin bir diğer adı da “nükte”dir. Söz erbabı kişiler, ecdadın hikmetli sözlerindeki manalara vâkıftır. Fakat herkes böyle değildir; sözün maksadını izah gerekir. Bu yüzden hikmetleri, latifeleri şerh eden ârif zatlar olmuş, bize de bu deryadan bir yudum da olsa içirmişlerdir. Bu zatlardan biri de Seyyid Burhaneddin rh.a.’dir. Nasreddin Hoca’nın latifelerini şerh ederek maksadını ve manalarını bize açmıştır. Gelin, bu latifelerden birini okuyalım, sonra da şerhine bakalım: “Hoca bir gün vaaz ederken ‘Ey müslümanlar, Hak Tealâ’ya şükredin ki deveye kanat vermemiş. Eğer vermi...

Semerkand Yayın Grubu

Takipçilerimizden 3 kişiye Dr. Muhammed Şerafettin Kalay'ın hazırladığı  "Alemlere Rahmet Muhammed Resulullah (s.a.v)" kitabını hediye ediyoruz. Çekilişe katılmak için lütfen sayfamızı ve bu gönderiyi beğenin ve gönderimizi paylaşın. Son katılım ve çekiliş sonucu açıklanma tarihi:  8 Kasım 2019 Cuma https://www.facebook.com/SemerkandYayinlari

Tasavvuf Klasikleri

Muhib ve Mahbub Muhabbette iki farklı makam vardır: Birisi, sevenlerin makamıdır. Bundan daha üstün olan ikincisi ise, Allah tarafından sevilenlerin makamıdır. Bu durum sufîlerin “mürid” yani Allah’ı isteyen ve “murâd” yani Allah tarafından istenen kavramlarıyla ifade edilir. Aynı şekilde, münîb (Hakk’a yönelen) ile müctebâ (Hak tarafından seçilen); talip (Hakk’ı isteyen) ile matlup (Hak tarafından istenen); rağıb (Hakka rağbet eden) ile merğûb (Hak tarafından rağbet edilen); hâfız (ilahî hudutları koruyan) ile mahfûz (Hak tarafından korunan) ifadeleri de bu yola girenlerin farklı durum ve makamlarını anlatmak için kullanılmaktadır. Hiç şüphesiz kendi çabasıyla ilahî yükü taşıyan kimse ile, üzerindeki yükü Allah tarafından taşınan kimse bir değildir. Yine ziyaret eden kimse ile ziyaret edilen kimse; ilahî huzura ulaşmak arzusuyla yanan kimse ile o huzurda bulunan kimse ve sevenle sevilen bir değildir. Sevilen bir kul ile seven bir kulun makam farkını Rasulullah s.a.v.’in mak...

Hayra Vakfedilmiş Bir Ümmet

Ümmet-i Muhammed hayra adanmış, iyilik için ortaya çıkarılmış bir ümmettir. Müslümanların olduğu yerde hayır vardır, iyilik vardır, güzel ahlâk vardır, yardımlaşma ve emniyet vardır. Nitekim Cenâb-ı Mevlâ şöyle buyuruyor: “Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz.”     Bu hayırlı ümmet, emir bi’l-ma’rûf ve nehiy ani’l-münker yani iyiliği emredip kötülüğü engellemek ile mükelleftirler. Bu vesileyle her bir mümin iyilik için mücadele eder, bu uğurda gayret sarf eder. Fahr-i Kâinat Efendimiz  (sallallâhü aleyhi ve sellem)  şöyle buyuruyor: “Şüphe yok ki din; Allah için, Allah’ın kitabı için, Peygamber’i için, Müslümanların önderleri için ve bütün Müslümanlar için nasihattir (samimi olarak hayır yapmaktan ibarettir.)”   Mücellâ kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de,  “İnsanlardan öylesi vardır ki Allah’ın rızasını kazanma uğrunda kendilerini ve mallarını feda ederler.”   ...