Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sadatı Kiram etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

TASAVVUF

Sâdât-ı kirâmın büyüklerinden Mevlânâ Halid-i Bağdâdî (k.s) bir mektubunda şöyle der: Tasavvuf yolu, Allah'a ulaşma yoludur. Bu yol Allah Teâlâ'nın rızasını ve Peygamber Efendimiz'in sevgi ve ahlâkını kazandırır. Manen yükselmeye vesile olur. Bu yolun esasları şunlardır: • Kurtuluşa eren topluluk olan Ehl-i sünnet inancına sahip olmak ve ona sıkıca sarılmak. • Azimetleri tam bir titizlikle, ısrarla ve büyük bir kararlılıkla yapmak, mecbur kalmadıkça ruhsatlardan kaçınmak. • Devamlı Allah Tealâ'ya yönelmek ve O'nun bizi kontrol ettiğini düşünmek. Dünyanın süsünden, hatta Cenâb-ı Hak'tan başka her şeyden yüz çevirmek, bunların sevgisini kalbe koymamak. Bir de hadis-i şerifte "ihsan" diye tabir edilen, Allah Tealâ'yı görüyormuş gibi kulluk etmeyi ve O'nunla beraber olmayı alışkanlık haline getirmektir. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: "İhsan, Allah'ı görüyor gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'n...

Gavs-ı Bilvanis Onbeşinci Sohbetden

Bunca Allah(cc) dostları, mürşid-i kamiller sadat-ı kiram vardır.    Bu zatlarin bu kadar yüce olmalarının sebebi,Peygamber´in(s.a.v.)şeriatına  uygun  hareket etmeleridir. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde: "Ümmetimin alimleri Beni Israil´in Peygmaberleri gibidirler."  buyuruyorlar.["Alimler, peygamberlerin varisleridir." Ebu Davud ilim1; Tirmizi ilim 19; Buhari ilim 10;] Yani ümmetimin evliyası beni Israil Peygamberleri gibidir. Hasa Peygamberlikle mukayese edilmez evliyalik. Ama buradaki mukayese hidayet yönündendir. Ümmetimden cıkan evliyalarin cok hidayete vesile olacaklarına işarettir. Bu Hadis-i Şerif, Peygamber (s.a.v.)´in ümmetinden öyle evliyalar cikmis ki, büyük hidayetlere vesile olmuşlardır. Milyonlarca kişinin hidayetine sebep olmuş, vasıta olmuş evliyalar vardır Ümmet-i Peygamber(s.a.v.) içinde. Fakat Peygamberlerden ise öyleleri gelmiş ki ancak kendi nefsini hidayete erdirebilmiş, Peygamberlikleri kendi Ne...

Mürşid Nazarı

Mürşid Nazarı  Kardeşler, onların bakışları kalp hastalıklarına şifadır. Onlardan çıkan nur Allah’ın nurudur. Bu yüzden insanlara tesir eder. Bu nuru isteyene daha çok verilir. Bu da Allah’ın izniyle olur. Biz Allah (cc) ile aramızı düzeltmeliyiz ki sadatların tasarrufu üzerimize gelsin. Bu ise Allah’ın yasaklarından kaçmakla olur. Bu da yüce Allah’ı büyük bilmektir. Allah dilemezse mürşid bir şey yapamaz. Sadat-ı Nakşibendiyye’nin nazarının çok büyük tesiri var insanın manevi terbiyesinde. Gavs-ı Bilvanisi (ks) bir seferinde, mürşid nazarı ile ilgili olarak bize şöyle bir sohbet yapmıştı: Şeyh Necmeddin-i Kübra büyük bir Nakşibendi idi. Onun bir oğlu vardı ama babasının yoluna uymayan hareketleri çoktu. Bozuk yoldaydı. Necmeddin-i Kübra Hazretlerinin hanımı da buna çok üzülüyordu. Şeyh Hazretlerine yalvararak, -“Herkese faydan dokunuyor. Bu oğluna da bir şey yap. Bizi rezil ediyor, sıkıntıya sokuyor. Ona yazık değil mi? Bu senin evladın değil mi? Niye acımıyorsun?” dedi....

~Kalbi Baharla Diriltmek~

“Hevâ-yı aşka uyup kûy-i yâra dek gideriz, Nesîm-i subha refîkiz, bahâra dek gideriz.” (Nâilî-i Kadîm) [Aşk’ın hevâsına uyarak sevgilinin bulunduğu yere kadar gideriz.  Sabah esintisine yoldaşız; (ona eşlik ederek) bahara ulaşırız.] Nailî, Divan edebiyatının önemli şairlerinden biri. 16. asrın ilk yarısında İstanbul’da yaşamış.  Şairimiz, âşıklara mahsus bir kararlılığı, bir nevi meydan okumayı yansıtan yukarıdaki beytinin her iki mısraında, söz konusu kararlılığı pekiştirmek için aynı şeyleri farklı kelimelerle tekrar etmiş. Aşkın hevâsına, yani âşığı mâşukuna meylettiren heveslenmelere uyup sevgilinin semtine yönelmek de, nesîm-i subh’a (sabah esintisine) eşlik edip bahara doğru yol almak da aynı kapıya çıkıyor.  Çünkü âşığın baharı sevgilinin bulunduğu yerdedir. Hayatı, canlılığı, gönlü okşayan latif ses ve kokuları, bütün güzellikleri ancak “kûy-i yâr”da bulur âşık.  Bu meyanda sevgilinin bulunduğu semtin âşık için taşıdığı tehlikele...