Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mümin etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Dostu Düşmanı Bilseydik…

Hayatımızın içinde iki çok önemli kavram dost ve düşman. Dost aramak, dostluklara tutunmak, düşmandan da sakınmak fıtratımızda var. Dost ve düşmana dair seçimlerinin olumlu ya da olumsuz etkilerini iliklerine kadar yaşamayan tek kişi var mıdır? Dost bildiğinden düşmanlık gören, herkesten umudunu kesmişken düşman zannettiğinden dostluk eli uzanan biziz. Demek ki dostu düşmanı seçmede hatalar yapıyoruz. Hem fert hem toplum olarak… Demek ki sağlam ölçüler lazım. Kendi yarım aklımızın, değişip duran hissiyatımızın yanıltıcılığına bizi teslim etmeyecek hakiki ölçüler… Mümin kimliğinin temelde dostluk üzerinden inşa olduğunu hatırlamalıyız evvela. Allah’a, Rasulü’ne, sahabilere ve salihlere, iman kardeşlerine, nihayet alemdeki büyük nizama dostluk. Bir barış hali… Bu dostluğun hukuku Şeriat-ı Garrâ’da kayıtlı. İman bütün hayatı kuşatan bir dostluk zemini doğuruyor. Fakat iki mutlak/fıtrî düşmanımız var. Şeytan ve avanesi ile kötülüğü emreden kendi nefsimiz. Bunlarla bir ömür savaşma...

Allah’a Kulluktan Utanınca

İbadetler bazen alenî bazen de gizli eda edilmek durumundadır. Ancak asıl olan her halükârda eda edilmeleridir. Günümüz müslümanlarının karşılaştığı temel sorunlardan biri işte burada başlamaktadır. Şöyle ki: Dinî duyarlılıkların zayıfladığı toplumumuzda, Allah’ın bizlere farz kıldığı ve mutlaka yerine getirmemiz gerektiğini bildiğimiz ibadetlerimizi eda etmekten çekinir olduk. Bazı haramlardan kaçınmakta da ürkek olduk. Tuhaf tedirginliklerimiz var: Acaba etrafımızdaki insanlar bize nasıl bakar? Bizimle alay ederler mi? Bize yafta takarlar mı? Gerici olarak suçlanır mıyız? Böyle sorularda saklı bir endişe bizi yakalar, farz ve haram noktasında üzerimize düşen görevi yapmaktan korkarız. Öncelikle şunu söylemek durumundayız: Bu endişeyi taşıyan insanda, kula verilen önem Allah’a verilen değerin önüne geçmiştir. Kulluk borcumuzu eda etmezsek Rabbimiz bize nasıl bakar? Haramdan kaçınmadığımız için bizleri mücrim kullar sınıfına dahil ederse halimiz nice olur? Ahiretimizi heba...

~Müminin Mihengi Dürüstlük~

İ slâm, insanı insanca yaşatmak için gönderilen ilahi bir dindir. Bu gayeye ulaşmak için birtakım kurallar koymuştur. Bu  kurallar evrenseldir. Her devirde ve her yerde insanların muhtaç oldukları ilkelerden meydana gelmektedir. Bu evrensel ahlâkî prensiplerden biri de sıdk, yani dürüstlük ve güvenilir olmaktır. İslâm ahlâkında doğruluk ve dürüstlük, insan onurunun ve sağlıklı bir toplum yapısının vazgeçilmez şartlarından biri olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla dürüstlük, gerek fert gerekse toplum için zorunlu olan ahlâkî niteliklerin tamamını kendinde toplar. Dürüstlük, müminin en önemli ve en belirgin özelliğidir. Allah’ın varlığına ve birliğine inanan her mümin dürüst olmak zorundadır. Zaten “mümin” kelimesinin içinde bu mana mevcuttur. Dolayısıyla kendisine güvenilmeyen ve dürüst olmayan bir mümin düşünülemez. Zira bu kelimenin bir anlamı da “güven veren”dir. Güvenilmezlik ise münafıkların özelliğidir. Dürüst kişi; doğru ve özü sözü bir olur, olanı oldu...

~Müminin ve Münafığın Halleri~

Hatem-i Esam rh.a. şöyle der: “Hakiki mümin tefekkür ve ibret halindedir. Münafık ise hırs ve uzun emelle meşguldür. Mümin her şeyden ümidini kesmiştir, sadece Allah Tealâ’dan ümit eder. Münafık ise herkesten ümit eder, umutludur, yalnız Allah Tealâ’dan ümidini kesmiştir. Mümin kendini herkesten güvende hisseder (Allah dilemedikçe kimsenin kötülük yapamayacığını bilir, kimseden korkmaz), sadece Allah Tealâ’dan emin değildir, ancak O’ndan korkar. Münafık ise Allah’tan başka herkesten korkar. Mümin malını din yolunda Allah için feda eder. Münafık ise dini mala feda eder. Mümin ibadet eder, ağlar, üzülür. Münafık ise günah işler, güler. Mümin yalnızlığı, halveti sever. Münafık ise kalabalığı, insanlara karışmayı ve gösterişte bulunmayı sever.” Kimya-yı Saadet / Semerkand Dergisi

Bizler Farklıyız...

Gidiyoruz, gidiyoruz, gidiyoruz… Sonra dönüp arkamıza bakıyoruz ki bir çuvaldız yol gitmişiz. Bir masal dünyası içinde yaşıyoruz da onun için mi? Yoksa kaskatı gerçeklerle dolu bir dünyada, çirkinliklerin, güvensizliklerin olduğu bir dünyada yaşıyoruz onun için mi kendimizi hayal dünyasında teselli ediyoruz. Eski günleri yad ederek. Bizim aramızda doyulmaz, tadılmaz bir sevgi vardı. Gönül gönül dirilirdik, tamamlanırdık. Sevgiyle bilenir, saygıyla öperdik alınlarımızdan. O alınlar ki ay kadar güzel, kar kadar temizdi, severdik, sevilirdik. Biz böyleyken bir şeyler oldu sonradan. Paralar, menfaatler kapladı dünyamızı. Dostluğun yerini kaptılar. Rüyalarımızdan bile silindi eski dostlarımızın hatıraları. Şimdi çok perişanız. Çöl yağmuru nasıl beklerse, içimizde öyle özlüyor eski dostları, dostlukları. Bizim dostlarımız vardı, dertlerimiz dertlerine karışmış. Bizim dostlarımız vardı, Hz. Ebubekir (r.a.) misali: “Ehlime Allah ve Rasulünü bıraktım.” diyen. Bizim dostla...