Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Allah dostları etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Maneviyat Fakirlerine de Merhamet

Kendisine iyilik yapılacak fakirlerden birisi de edepten yoksun olan kimsedir. Edebi olmayan insan ne kadar fakir ve düşkündür! İnsanı insan yapan, ona gerçek değerini veren edeptir. Gönlünde insanlara verebileceği bir sevgisi bile olmayan kimse de fakir ve yalnızdır. Kimseyi sevemeyen insan, kimse tarafından da sevilmez. Bu dünyada sevgi olmadan sefa da olmaz. Güzel ahlâk, iffet, edeb, sabır, vefa, müsamaha ve sevgi gibi manevi cevherlerini kaybetmiş bir insan, insanlığın en fakir ferdi olup yardıma muhtaçtır. Manen zengin müminlerin bir görevi de bu tür insanların ihtiyaçlarını gidermektir. Böyle insanı ihya etmek için ne yapılsa, ne kadar masraf edilse, ne kadar vakıf kurulsa, okul açılsa, seferber olunsa, gözyaşları aksa, hayır dualar edilip manen ölmüş kalbin üzerine ilahî rahmet çekilse değer. Hedefi iman ve edeple insanı ihya etmek olmayan bütün kurum ve kuruluşlar kusur içindedir, insanlık adına suçludur ve Allah katında sorumludur. Semerkand Dergisi / 136. Sayı...

Sabr-ı Cemil

DOSTTAN GELEN HER ŞEY GÜZELDİR “Bir zamanlar Şam'da bir kavga çıkmış.Suçlu diye yakalananlar içinde bir derviş de varmış.Tutuklanan kişileri zincire vurup bekletmişler.Derviş şöyle demiş: -Sultanın buyruğu olmasa bana böyle kim eziyet edebilirdi ki?Bunu yapanı da dostlukla karşılamam gerek. Makamda büyüklükte Sultandan ya da Padişahtan değil,Allah'tan gelir.Ben herşeyi O'ndan bilirim.” EY DOSTUM! HASTALIKTAN KORKMA!.. HEKİM MUTLAKA İLACINI GÖNDERECEKTİR. DOSTTAN GELEN HERŞEY GÜZELDİR. ONUN ELİNDEN GELİYORSA ÇEKİNMEDEN YİYEBİLİRSİN. HASTA HASTALIĞINA İYİ GELENİ, HEKİMDEN DAHA İYİ Mİ BİLİR? Şirazlı Sadi

Bir Günah Bir Yudum Zehir / Yazı Uzun Ama Ömür Kısa...

Günah, ruha içirilmiş bir zakkumdur. Günah işleyen insan, kendi ruhunu dinamitlemiştir. Günahtan zevk alan insan sefildir. Çünkü insana bahşedilen kabiliyetler, ulvî duygular günahla kararmaya başlar. Günah işlemeye ısrarla devam edenin iradesi, direnmesi ve yenilenme kudreti kalmaz. Günah, kalbî hayatı çepeçevre saran zehirli bir dumandır. Bu duman fırtınasına maruz kalan insan kurur; bu zehirli havayı teneffüs eden, manen ölür. Her ne kadar diri gözükse de… Günah, fıtratla zıtlaşmadır. Günah, insanın aslî yani fıtrî olandan sapmasıdır. İnsan günah ile Hak’tan saptığı zaman kendisi olmaktan çıkıyor ve kendi cehennemini oluşturuyor. Fıtrî olan, iyi asfaltlanmış otoban yola benzer. Bu yolda arabanızı güvenle kullanabilirsiniz. Çünkü sürücü olarak ne siz yorulur ve endişelenirsiniz ne de arabanızın motoru zorlanır. Eğer ana yoldan çıkar, patika yola girerseniz, bu yolun çukurları, kayganlığı, taşları ve yol kenarlarındaki dikenleri size rahat vermeyecektir; belki de bir kaza ile s...

SOHBET

Mesnevi-i Şerif’te nakledildiğine göre bir kimse Şuayb a.s.’a şöyle dedi: “Allah Tealâ bende pek çok günah ve kusur gördüğü halde beni hiç azarlamıyor.” Hak Tealâ, Şuayb a.s.’ın gönlüne şöyle hitap etti: “Ey ben bu kadar günah işledim de Allah beni azarlamıyor diyen kimse! Allah seni muaheze edip duruyor ama sen farkında değilsin. Kalbinde günahlar üst üste yığılmış, gönül gözün kör olmuş. Dumanın kara tencere üzerinde izi görünmediği gibi senin de kararan kalbin Allah’ın kınamasını duymuyor. Allah seni çok ikaz edip günahlarını haber verdi ama sen bu yüzden anlamadın.” Hazreti Mevlâna k.s. sonraki beytinde şöyle buyuruyor: “Demirci zenci olursa, ocağın dumanı yüzünde iz bırakmaz. Sen zenci gibi olmuşsun da, günahlarının dumanı yüzünün karasında görünmediği için ikaz edilmediğini zannediyorsun. Eğer ak yüzlü olsaydın, elinin karalarını yüzüne sürdüğün zaman çoktan siyah izler belli olurdu. Ey günahlarından yüzü kararmış adam! Sen bundan dolayı anlamıyorsun. Eğer yüzünü Hakk’a ç...

Allah (cc)’ın Sohbeti

Bir yerde bir cemaat oldu mu hemen melaike oraya gelir, bakarlar. Şayet Allah(cc) bahsi yapılıyorsa onlar dualarda bulunurlar.... Geçmiş zamanda fakir, dünya malı olarak bir şeye malik olmayan bir papaz vardı. (Bu şeyhler ne yapıyorlar? Halkı kandırıp zengin oluyorlar. Ben de kimsenin tanımayacağı uzak bir memlekete gideyim. Kendimi şeyh olarak tanıtayım. Böylece zengin olurum) diye düşünüyor. Hemen tasavvuf kitaplarını temin ediyor. Tarikat adablarını okuyor. Nasıl hatme yapılır, nasıl teveccüh yapılır, hepsini öğreniyor. Adab ve talimatları ezberliyor. Ve kalkıp kendinin tanınmayacağı bir memlekete gidip kendini şeyh olarak tanıtarak tarikat vermeye başlıyor. Hatme, teveccuh, talim ve adab derken etrafına çok kalabalık birikiyor. Kendisine muhabbet ve bağlılığı çok fazla olan bir dükkan sahibi tüccar varmış. Papaz da onun sık sık ziyaretine gidermiş. Bu tüccar verilen vazifeleri yapıyor, samimi olarak çalışıyor ve nihayet keşfi açılıyor. Bir gün virdini çekmiş, rabıtada...

Hayırla...

" Allah dostlarıyla ülfet edilerek muhatap olunan güzellikler,cilalanan kalp aynasına yansır mutlaka.Bu sebeple ehl-i hâlin nezdinde nazar esastır,kalbi kirinden pasından arındırmak esastır.Söz fuzulidir, kıyl ü kâldir..."