Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mehmet Ildırar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Günahlar Gönlü Karartırsa

Mesnevi-i Şerif’te nakledildiğine göre bir kimse Şuayb (a.s)’a şöyle dedi: "Allah Tealâ bende pek çok günah ve kusur gördüğü halde beni hiç azarlamıyor." Hak Tealâ, Şuayb (a.s)'ın gönlüne şöyle hitap etti:  "Ey ben bu kadar günah işledim de Allah beni azarlamıyor diyen kimse! Allah seni muaheze edip duruyor ama sen farkında değilsin. Kalbinde günahlar üst üste yığılmış, gönül gözün kör olmuş. Dumanın kara tencere üzerinde izi görünmediği gibi senin de kararan kalbin Allah’ın kınamasını duymuyor. Allah seni çok ikaz edip günahlarını haber verdi ama sen bu yüzden anlamadın.” Hazreti Mevlana (k.s) sonraki beytinde şöyle buyuruyor: “Demirci zenci olursa, ocağın dumanı yüzünde iz bırakmaz. Sen zenci gibi olmuşsun da, günahlarının dumanı yüzünün karasında görünmediği için ikaz edilmediğini zannediyorsun. Eğer ak yüzlü olsaydın, elinin karalarını yüzüne sürdüğün zaman çoktan siyah izler belli olurdu. Ey günahlarından yüzü kararmış adam! Sen bundan dolayı anlamıyorsun. Eğ...

Nefs Terbiyesi

Kendimizi yani nefsimizi terbiye etmezsek, Allah korusun, yolumuz cehenneme çıkabilir. Bu yüzden vakit kaybetmeden nefsin terbiyesi için çaba göstermek gerekir. Bunun en büyük, en etkili adımı da kâmil bir mürşidin elinden tutmaktır. Allah Tealâ’nın izniyle kâmil mürşidin yardımı, himmeti nefsimizin ayartıcılığına karşı koyup kurtulmamıza vesile olur. Terbiye olmamış benliğimizin yani nefsimizin başımıza sardığı türlü belalar var. Bunlardan biri dünyalık emelleri yakın, eceli uzak göstermesidir, Sürekli dünyalık menfaatler, hazlar için hayal kurup, onları elde edeceği ümidiyle insanı oyalar. Param pulum, evim arabam, makam mevkim, itibarım olsun diye ister durur. Sanki dünya sonu olmayan bir yermiş gibi daima bunlara dair planlar yapmakla günlerini geçirir. Bahanesi de vardır. “Dünya için bunlar da şart!” diye diye, peşinden kovalamakta olan ecelinin ciddiyetini kavrayamaz, ahiret hesabını idrak edemez. Bu halin tedavisi için insan kendisini içtenlikle tövbe etmeye zorlamalı, Allah’...

Küçük Günah Hep Küçük mü Kalır ?

Tövbe de sebat etmedikçe ve günahları terk etmedikçe ilâhi yardımı ummak doğru olmaz. Allah’ın rahmet, bereket ve inayeti sonsuzdur ama hesabı ve azabı da şiddetlidir. Kâmil bir tevbe için büyük günahları terketmek lazım geldiği gibi, küçük günahları da terk etmelidir ve günahların hem zahirde hem de bâtında terki gerekir. Hırs, haset, kötü zan, Ümmet-i Muhammed’e karşı kin ve nefret gibi içten işlenen günahları, dıştan işlenen günahlar gibi terk etmedikçe insan günahtan kurtulmuş olamaz. Allah Tealâ: “Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi üstün, seçkin bir yere koyarız.” (Nisa, 31) buyuruyor. İbn Hacer Heytemî k.s. Hazretleri, “Büyük Günahlar” isimli iki ciltlik eserinde dört yüz küsur günah-ı kebairi bildirmiş, hükümlerini arzetmiştir. Küçük günahlar da küçük diyerek fütursuzca işlenirse, büyük günahların vebali içine düşülür. Rasululah s.a.v. Efendimiz, ashabıyla (Allah onlardan razı olsun) bir vadiye geldi. Ashabına o...

İnsanlar Dört Kısımdır

Dili yalan ve gıybetten kesmek için boş ve lüzumsuz konuşmaları kesmek lazımdır. Bu haller Allah' la kul arasında perde olur. Şu halde göz, gördüğü herşeye meylettiği gibi mubahlara bakarken harama da bakmayı adet edinir.  Aslında şehvet birdir. Nefis neden lezzet alıyorsa o şehvettir. Söz olsun gıybet olsun... hakeza. Dünya nimetleri içinde mest olmak da böyledir. Dünyalık içinde sevinmek kalbi feyizden keser. Bu kimseler," Ve dünya hayatı ile razı olup onunla mutmain olmuşlardır."(6) ayet-i kerimesinin hükmüne girer. Oysa, bir başka ayet-i kerimede şöyle buyuruluyor:"Halbuki dünya hayatı ahiretin yanında bir yol azığıdır."(7) Bir diğerinde de,"Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlad sahibi olma isteğinden ibarettir..."(8)buyurulmuştur. İşte bunun için nefsi dünya zinetlerinden soğutup sükut ve fikre, ilahi ilham, taat ve ibadete alıştırmak için terbiye etmek lazım gelir. Hati...

Bugünkü İmkanlar ve Halimiz

Şükrün yaygın tariflerinden biri şöyledir: Allah’ın nimetlerine yine O’nun nimetleriyle isyan etmemek. Mesela Allah göz vermiş. Gözün şükrü harama bakmamaktır. Yirminci asır medeniyeti sayısız rahatlık ve bolluk getirdi. Ama bunca bolluk ve rahatlık getirmekle Allah’a itaati arttırdı mı? Aksine, itaatten uzaklaştırdı, gafletimizi arttırdı. Oysa bolluğa ulaştıkça sorumluluğumuz artar, şükrü de arttırmamız gerekir. Yirminci asır medeniyetinin bolluk ve rahatlığı ibadet ve taatimizi arttırmayıp, nefslerimizin hevasıyla şehvetlerimizi arttırarak bizleri günaha sürüklediğinden, faydadan çok zarar getirmiştir. Sabah gazetelerle gözümüzü açıp gece televizyonla kapatırsak, bunlar bizim için zarar olur. İnsanoğlu yaratılan mevcudatla alakadardır. Allah mevcudatı çok geniş yaratmış. Her insana fıtrat ve kabiliyetine göre mevcudata muhabbet vermiştir. Lezzetler çoğaldıkça vebal ve günah kapıları da genişler. Televizyonun şu andaki zararı faydasından çoktur. Bediüzzaman hazretlerine sordu...

SOHBET

Mesnevi-i Şerif’te nakledildiğine göre bir kimse Şuayb a.s.’a şöyle dedi: “Allah Tealâ bende pek çok günah ve kusur gördüğü halde beni hiç azarlamıyor.” Hak Tealâ, Şuayb a.s.’ın gönlüne şöyle hitap etti: “Ey ben bu kadar günah işledim de Allah beni azarlamıyor diyen kimse! Allah seni muaheze edip duruyor ama sen farkında değilsin. Kalbinde günahlar üst üste yığılmış, gönül gözün kör olmuş. Dumanın kara tencere üzerinde izi görünmediği gibi senin de kararan kalbin Allah’ın kınamasını duymuyor. Allah seni çok ikaz edip günahlarını haber verdi ama sen bu yüzden anlamadın.” Hazreti Mevlâna k.s. sonraki beytinde şöyle buyuruyor: “Demirci zenci olursa, ocağın dumanı yüzünde iz bırakmaz. Sen zenci gibi olmuşsun da, günahlarının dumanı yüzünün karasında görünmediği için ikaz edilmediğini zannediyorsun. Eğer ak yüzlü olsaydın, elinin karalarını yüzüne sürdüğün zaman çoktan siyah izler belli olurdu. Ey günahlarından yüzü kararmış adam! Sen bundan dolayı anlamıyorsun. Eğer yüzünü Hakk’a ç...

İlahi Feyzi Korumak

Tasavvuf yolu, kişinin kalbine gelen ilahî feyzi muhafaza etmesi için bir vesiledir. Yapılan her ibadetin kalbi aydınlatan bir nuru vardır. İbadetler kulun amel defterine sevap olarak yazılır ve kul ahirette mükafat olarak amelinin karşılığını görür. İbadetlerin sevabı olduğu gibi binlerce fazileti de vardır. Bir ibadet, kulun kalbine Arş-ı Alâ’dan feyz, rahmet ve bereket çeker. İndirilen ilahî feyz gökten inen yağmurun toprağı beslemesi gibi kalbi besler. Allah Teala’nın kudretiyle yarattığı dünya atmosferindeki hava nasıl bitmez, tükenmez ise, Allah Teala’nın feyz ve inayeti de tükenmez. Hiç kesilmeden yeryüzüne iner. İnen bu feyzi kalbine alıp muhafaza etmek müminin vazifesidir. Büyükler “Kalbe gelen ilahî  feyzi korumak , elde etmekten daha zordur.” buyurmuşlar. Şeyh Ebu’l Abbas k.s. hazretlerinin beyanına göre kulun feyz-i ilahi’yi elde etmesi, Allah Teala’nın ona bir ikramıdır. Aldığı feyzi muhafaza etmek ise kulun Allah’a karşı vazifesidir. İlahî feyz kalbe m...

~İbadetler ve İhlâs~

~İbadetler ve İhlâs~ İçine bir şey karışması mümkün iken karışmayıp asıl halini korumuş olan şeye saf katışıksız manasına “halis” denilir. Mesela süte suyun karışmaması durumundaki saflık, halislik gibi. Süt, ilk haliyle sağlığa aykırı başka bir şeyle karışmamış olarak saf haldedir, biz de bundan faydalanırız. Anne sütü de böyledir. Allah Tealâ onu bebek için saf bir gıda yapmış, onunla beslenip gelişmesini sağlamıştır. Bu saflık, katışıksızlık, halislik dinî hayat için de son derece önemlidir. Müminin kalbini, ibadet ve taatini zararlı unsurlardan arındırmasına, halis, saf kulluk etmeye ihlâs denir. Sözlükte, ibadetlere Allah rızasından başka maksat karıştırmamak olarak geçer. Tasavvufta, kalpteki karışıklıkların, kirlerin giderilmiş olması anlamını taşır. Kalbin kirleri nelerdir? Riya, hırs, haset, öfke, şehvet, iftira, kusur arayıcılık, yalan, cehalet ve benzerleri kalbin kirleridir, ihlâsı bozarlar. Başkası görsün diye ibadet etmek riya, başkası görmesin diye adet halindek...

~Dünya Malı , Ahiret Saadeti~

Allah Tealâ Hazretleri, dünya malının geçici olduğunu, fani olduğunu, tatlı bir yeşillik olduğunu, Habib-i Hüda s.a.v. Efendimiz vasıtasıyla bize bildirmiştir. Efendimiz s.a.v. buyurmuştur ki: “Dünya tatlı bir yeşilliktir. Allah Tealâ sizin ne yapacağınızı görmek için, sizi yeryüzüne halife gönderdi. İsrailoğulları refaha kavuştukları zaman, elbise, koku, ziynet, ev eşyası ve kadınlar­la zevk ederek, ahireti unuttu. Ahireti kaybetti.” Yine Rasul-i Kibriya s.a.v. Efendimiz bir başka hadis-i şerifte şöyle buyurdu: “Servet çokluğu sizi gaflete düşürmesin, malınızın çokluğu sizi kandırma­sın. İnsanoğlu malım, malım der, durur. Halbuki senin malın ve servetin, yiyip içti­ğin, giyip yok ettiğindir.” Evet; malım malım der, övünür dururuz. Halbuki senin malım değin, ye­diğindir, giydiğindir, eskitip yok ettiğindir. Giymek suretiyle eskitip yok ettiklerin ve Allah için verdiklerin Allah hesabına vardır. Geride bulunan her şey bir gün seni terk eder, sana yar olmaz. Bir de ş...