Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tövbe Et Selamet Bul

Hayırlı Cumalar   Yüce Mevlâ, kendi aralarında sözleşmiş gibi gönderilen peygamberleri alaya alan ve azgınlıkta sınır tanımayan önceki ümmetlerin hallerinden bahsettikten sonra   (Zâriyât 52-53),  ayetin devamında aynı muameleye maruz bırakılan Rasul-i Ekrem (s.a.v)’e yine de öğüt vermeye ve hatırlatmaya devam etmesini şöyle bildirmektedir: “Sen yine de öğüt ver, hatırlat. Çünkü öğüt/hatırlatma müminlere fayda verir.” (Zâriyât 55) Semerkand Dergisi

Emaneti Ehline Vermek

Devenin Kanadı Söylenen her hikmetli sözün zâhiri kadar bâtını da vardır. Hatta sözün muhatabına veya makamına göre mana mertebeleri değişir. Hele bu söz tasavvuf erbabının eline geçerse manalar daha da çeşitlenir, derinleşir. Hikmetli söyleyişler için bir zemin teşkil eden latifelerde ise öyle kelimeler kullanılmıştır ki, muhatabı hemen maksadı anlar, payını alır. Bu yüzden latife demişler; yani incelik... Böyle sözlerin bir diğer adı da “nükte”dir. Söz erbabı kişiler, ecdadın hikmetli sözlerindeki manalara vâkıftır. Fakat herkes böyle değildir; sözün maksadını izah gerekir. Bu yüzden hikmetleri, latifeleri şerh eden ârif zatlar olmuş, bize de bu deryadan bir yudum da olsa içirmişlerdir. Bu zatlardan biri de Seyyid Burhaneddin rh.a.’dir. Nasreddin Hoca’nın latifelerini şerh ederek maksadını ve manalarını bize açmıştır. Gelin, bu latifelerden birini okuyalım, sonra da şerhine bakalım: “Hoca bir gün vaaz ederken ‘Ey müslümanlar, Hak Tealâ’ya şükredin ki deveye kanat vermemiş. Eğer vermi...

Kabirde Ne Var?

Eserleriyle asırları ihya eden büyük âlim İmam Gazalî (rh.a), Kimya-yı Saadet adlı eserinde dünya sevgisinin ahirete tesiri hakkında der ki: Kabir azabının mâsivâya (Allah Tealâ’dan başka şeylere) olan sevgi ölçüsünde kimine hafif, kimine şiddetli olduğunu bilmelisin. Dünyada bağlılığı yalnızca tek şeye olan kimseyle, kalbini mal mülk, giyim kuşam, makam mevki, hizmetçi ve binek gibi dünya nimetlerine bağlayan kimsenin kabirdeki hali elbette aynı değildir. Kişiye bir atının çalındığını haber verseler, bu duruma on atının çalınmasından daha az üzülür. Elinden malının tümünü alsalar, yarısının alınmasından daha çok üzülür, acı çeker. Bütün malının alınmasına da eşinin, çocuklarının eşkıyalar tarafından götürülmesinden, yapayalnız kalmaktan daha az üzülür. Ölüm de; mal, servet, çocuk, eş ve dünyada olan her şeyi toptan alır, insanı yalnız bırakır. Ölümün özeti budur. Herkesin azabı ya da rahatı dünyaya olan bağlılığı veya uzaklığı ölçüsündedir. Dünyanın her yönden y...

MUHARREM AYI VE ÂŞURA GÜNÜ (29/ Ağustos/ Cumartesi)

  "Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir. Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir. Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır. Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz. Bazı tef...

Kabir Ehlinin Sevinmesi

  Anlatıldığına göre, kendisini ibadete vermiş kadınlardan Bâhiye isimli birisi, ölmek üzere olduğunu hissedince şöyle dua etmişti: – Ey hayatımda ve ölümümde ihtiyacımın kaynağı ve güvencimin dayanağı olan Yüce Rabbim! Ölüm sırasında beni yardımsız bırakma; kabrimde korku ve yalnızlığa terketme! Kadıncağız ölünce, onun bir oğlu her cuma gecesi ve günü onun kabrine gelir, yanında biraz Kur’an okur, onun için dua eder ve bağışlanma diler; diğer kabir ehli için de aynı şeyi yapardı. Bu oğul şunları söylemiştir: – Rüyamda annemi gördüm, ona selam verip dedim ki: “Anneciğim nasılsın, halin nicedir?” Annem şöyle dedi: “Ey oğlum, şüphesiz ölümün şiddetli üzüntüsü vardır. Fakat ben, Allah’a hamdolsun ki, kıyamet gününe kadar içinde güzel kokuları olan döşenmiş bir berzahta (kabir âleminde)yim. İpekli ve atlaslı yastıklar içindeyim.” Ben dedim ki: “Bir ihtiyacın var mı anne?” O şunları söyledi: “Evet oğulcağızım. Bizler için sürdürdüğün ziyaretleri, kıraat ve duaları terketme. Çünkü ben, e...

Her An Abdestliydi

  Hucvirî anlatıyor: Derler ki, Şiblî (k.s) bir gün camiye gitmek için taharet yapmış ama hatiften bir sesin: “Zahirini yıkadın, fakat kalp safası nerede?” dediğini işitmişti. Şiblî diyor ki: “Derhal geri döndüm. Bütün mülkümü ve mirasımı bağışladım. Bir sene müddetle, namazın kılınmasını caiz kılan şu elbise miktarından fazla bir şey giymedim. Sonra Cüneyd’e (k.s) geldim. Bana dedi ki: ‘Yapmış olduğun o temizlik gayet faydalı bir taharet oldu. Allah seni daima temiz kılsın!” Şiblî diyor ki: “O zamandan sonra asla taharetsizlik olmadı. O derecede ki, dünyadan göçmek istediği vakit, taharetinde eksiklik vaki olunca müridine; “Bana taharet yaptır”, diye işaret etmiş, bunun üzerine müridi de ona abdest aldırmış, fakat sakalını hilallemeyi unutmuş, o hal içinde konuşmaya kadir olamadığı için, müridinin elini tutmuş, hilallesin, diye sakalına işaret etmişti.* _____________ * Hucvirî, Keşfu’l-Mahcûb, s. 428.

Menkıbeler Ne Söyler?

Kişi Sevdiğini Örnek Alır Şeyhülislâm Abdullah Ensarî k.s.: “Her pirden bir söz ezberleyiniz, buna gücünüz yetmezse isimlerini belleyiniz; zira bu isim sayesinde nasip alırsınız.” buyurur. Üstatların menakıbnâmeler vasıtasıyla, eserleriyle bizlere ulaşan sözleri, halleri onlara meylimizi, muhabbetimizi arttıracaktır. Bu muhabbet sayesinde, “Kişi sevdiğini örnek alır,” fetvasınca onları kendimize ayna yapar, hem manamıza hem de maddemize böylelikle çeki düzen veririz. Menakıbnâmelerde okuduğumuz Allah dostları iman atlasının en kıymetli motifleridir. İmanı derinleşmemiş kuvvetlenmemiş mümin onları okudukça iman kalesi muhkemleşir ve asla yıkılmayacak bir sağlamlığa erişir. İslâm büyükleri Allah Tealâ’nın azmetinden, azabından, insanın imanını zayıflatan, kibir, gurur, riya, ibadet eksikliği, ihmalkârlığı gibi tehlikeli marazî sıfatlardan son derece korkmuşlardır. Hatta tasavvuf binasını güçlü kılan ve ona temellik vazifesi yapan zühd ve takvayı riyazet ve mücahedeyi doğuran bu...