Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Korkuların İlacı: Allah Korkusu

  Korkuları korkutanlar Allah Tealâ'ya olan güveni, korkusu ve tevekkülü sebebiyle kendisini güvende gören, bu sebeple hiçbir korkuya iltifat etmeyen ve onunla meşgul olmayan kimseyi Allah Tealâ korku ve kaygılardan emin kılar. Bu emniyette kılınma hali, bazen yırtıcı ve saldırgan hayvanlara karşı bile olabilir. İbn Ömer r.a.'dan gelen şu hadis-i şerif böyle bir olayı anlatır: Abdullah b. Ömer r.a. bir yolculuğa çıkmıştı. Bir de baktı ki insanlar yolun ortasında toplanmış vaziyetteler. İbn Ömer "Neden buradasınız?" diye sordu. Dediler ki "Şu aslan insanların geçeceği yolu kesmiş!" Bunun üzerine İbn Ömer indi, yürüyerek gitti, aslanı kulağından tuttu ve yoldan uzaklaştırdırdıktan sonra şöyle dedi: "Senin hakkında Rasulullah s.a.v. doğruyu söylemiş! Ben O'nun şöyle buyurduğunu işittim: "Eğer âdemoğlu Allah'tan başkasından korkmazsa, Allah ona başkasını musallat etmez (korkulacak durumda bırakmaz). Âdemoğlu umudunu bağladığı şeye bağlı kılınmı...

SIKINTILARIN SIRRI (Çile İçinde Saklı Cennet)

Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنْ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنْ الْأَمْوَالِ وَالْأَنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرْ الصَّابِرِينَ   “And olsun sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” Başka bir ayet-i kerimede ise Allah Teâlâ, إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ   “Ancak sabredenlere mükâfatları, hesapsız ödenecektir”  buyurmuştur. Ayetin tefsirinde, onlar için bir ölçü kullanılmaksızın dolu dolu verilir denmiştir.   Bunun sebebi şudur: Hiç şüphesiz nefse en ağır ve en zor gelen ve en sevmediği şey sabırdır. Tabiata en acı ve şiddetli gelen odur. Nefis sabırda acı çeker. Hırs anında gazabı tutmak sabırla olur. İnsanın nefsini ezmesi ve yumuşaklığı elde etmesi sabırla mümkündür. Tevazu ve kendini gizlemek ayrı bir sabır ister. Edeb ve güzel ahlak sabırla elde edilir. Halka eziyet etme...

Şeytan Ve Nefis

Tasavvuf dilinde nefsin açlıkla terbiyesine Riyazet denir. Nefsini lezzetli yemeklerle şımartan ve onu azılı bir at haline getirenlerin manen perişan halleri, bu nevî riyazetin önemini göstermeye yeterlidir. Riyazet ve benzeri nefisle mücadele yollarını, Mevlâna şöyle değerlendirir: Bir evin temelini atacakları vakit, evvelki binayı yıkarlar. Yerin dibinden başlangıçta çamur çıkarırlar (yani kuyu kazarlar. Fakat sonunda oradan tatlı suya ulaşırlar. Bir hamal, ağır yük altında koşup gider. Hatta o ağır yükü başkalarının elinden kapar. (15) Hükümdar kaleyi tahrip ederek kafirden alır. Sonra onu tamir ederek, yüzlerce burç ve sed ilave eder. (16) Bütün bu misaller, nefisle mücadelenin hikmetini ve neticesini göstermektedir. Ham nohutun pişmesi için, kaynar suya atılması lazımdır. (17) Zaten, Cenab-ı Hak, nefisle mücadele etmemiz için, bizi devamlı bir halden başka hale çevirmekte, bela ve musibetlerle denemektedir. ALLAH’ın rahmeti gadabını ve kahrını geçmiştir. Ondan dolayı, bir kimseyi ...

Bereket

Bârekallah  (Allah mübarek etsin, bereketli kılsın) Adamın biri İbrahim bin Ethem hazretleri ile tartışır;  -“Bereket diye bir şey yoktur, inanmıyorum” der.  -“İbrahim Ethem: Koyunları ve köpekleri görüyor musun?” der.  Adam: -“Evet”  İbrahim Ethem: -“Hangisi daha çok doğurur?”  Adam: -“Köpekler yediye kadar, koyun ise en fazla üçüz doğurur” der.  İbrahim Ethem: -“Etrafına baktığında hangilerin daha çok olduğunu görürsün?”  Adam: -“Koyunlar çoktur” der.  İbrahim Ethem: -“Peki, sürekli kesilen ve sayısı azalan koyun değil mi!?”  Adam: -“Evet” der.  İbrahim Ethem: -“İşte bereket budur!.  Adam: -“Niye böyle olur, Koyun neden köpeklerden daha fazla olur?” diye sorunca;  İbrahim bin Ethem der ki: -“Çünkü koyunlar gecenin ilk saatlerinde yatar, şafaktan önce de kalkarlar. Böylece rahmet bereket saatini idrak eder ve üzerlerine bereket yağar. Ama köpekler, gece boyunca havlarlar. Sonra şafak vakti yaklaştığında düşer yatarlar. Bö...

Sûfilerin Sohbet/Yakınlık Âdâbı

  Allah Tealâ; “Onlar ki iman eder ve sâlih amel işler, Rahman onları sevgili kılacaktır (sevecek ve sevdirecektir.)” (Meryem 96) buyurmuştur. Yani iyi iş yapan müminleri Ulu ve Yüce Allah kendine dost edinecek, onları gönüllerde sevgili hale getirecek. Zira onlar gönülleri gözetir, kardeşlerin hukukuna güzelce riayet eder ve onları kendilerinden üstün bilirler, buyurmuştur. Rasulullah s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Üç şey var ki, dostunun sevgisini senin için saf ve katışıksız hale getirir: Yolda karşılaştığın zaman ona selam vermen, mecliste yer göstermen ve en çok sevdiği ismi ile hitap etmen.” Rasulullah s.a.v.’in emretmiş olduğu bu husus dostluk hukukuna riayet ve onu muhafaza etmektir. Allah Tealâ: “Müminler ancak kardeş ve dosttur. İki kardeşinizin arasını bulunuz, düzeltiniz.” (Hucurat 10) buyurmuş, iki müslümanın birbirini incitmemesi ve kırmaması için bütün müslümanlara yumuşaklığı ve merhamete dayanan bir ilişki kurmalarını emretmiştir. Rasulullah s.a.v. buyurmuştur ki: “Ede...

Şükretmeye Dair – Hz.Mevlana

“İman iki kısımdan müteşekkil bir bütündür;   onun bir yarısını sabır, diğer yarısını da şükür oluşturur.” (Şuabü’l-İman, 123/7; Feyzu’l-Kadîr, 188/3) Şükre mani olan şey hamlık açgözlülüktür.   Şükür, nimetleri avlayıp bağlamaktır. Şükretmeye başladığın vakit, ihsanın, iyiliğin artmasına hazır hale gelirsin. Hak Tealâ Hazretleri bir kulunu sevince, ona bela verir. Eğer sabrederse derecesini yüceltir ve eğer şükreylerse onu şeçkin kılar. Kimileri Allah’ın lütfuna , kimileri de kahrına şükreder. Onların her ikisi de hayırlıdır. Şükür öyle bir bağlılıktır ki, kahrı lütufa dönüştürür. Akıllı ve olgun kişi, huzur için de, bela için de Allah’a şükreden kimsedir. Muradı cehennem bile olsa, bu kişi Hakk’ın seçtiği kimsedir. Şükür maksuda ulaşmayı kolaylaştırır. Zira dille şikayet, kalple şikayet etmeyi doğurur. Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur: Yani “Cefa verenin, zulmedenin yüzüne karşı gülüşüm, onu öldürmektir.” Burada gülmekten kasdedilen , şikayet edilecek yerde  şükr...

Helal - Haram

  Ebu Bekir Verrak (k.s) hazretleri diyor ki: - "Sabahları kalkınca insanlara bakarım; kimin helâl, kimin haram yediğini anlarim." Kendisine sordular: - Bunu nasıl anlıyorsun? Cevap verdi: "Her kim sabahleyin kalkar kalkmaz dilini boş laf, gıybet ve sövüp saymakla meşgul ediyorsa, bilirim ki bu hal onun yediği gidadan kaynaklanmaktadır. Her kim de sabahleyin kalktığında dilini Allâh-u Teâlâ'nın zikri, kelime-i tevhid ve istiğfarla meşgul ediyorsa, onun aldığı gıda da helâl yoldandır."