Ana içeriğe atla

Kayıtlar

~Müminin Mihengi Dürüstlük~

İ slâm, insanı insanca yaşatmak için gönderilen ilahi bir dindir. Bu gayeye ulaşmak için birtakım kurallar koymuştur. Bu  kurallar evrenseldir. Her devirde ve her yerde insanların muhtaç oldukları ilkelerden meydana gelmektedir. Bu evrensel ahlâkî prensiplerden biri de sıdk, yani dürüstlük ve güvenilir olmaktır. İslâm ahlâkında doğruluk ve dürüstlük, insan onurunun ve sağlıklı bir toplum yapısının vazgeçilmez şartlarından biri olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla dürüstlük, gerek fert gerekse toplum için zorunlu olan ahlâkî niteliklerin tamamını kendinde toplar. Dürüstlük, müminin en önemli ve en belirgin özelliğidir. Allah’ın varlığına ve birliğine inanan her mümin dürüst olmak zorundadır. Zaten “mümin” kelimesinin içinde bu mana mevcuttur. Dolayısıyla kendisine güvenilmeyen ve dürüst olmayan bir mümin düşünülemez. Zira bu kelimenin bir anlamı da “güven veren”dir. Güvenilmezlik ise münafıkların özelliğidir. Dürüst kişi; doğru ve özü sözü bir olur, olanı oldu...

Asil bir sükûnetin dizi dibinde nefeslenmektir “İnşallah"

  Varlığın sarp yokuşlarında nefesi kesilir insanın. Dudağına değince "İnşallah!" sözü; varlığı yoktan varedenin, yokluğu hiç sebepsiz varlığa doğru genişletenin iradesinden nefeslenir. Zamanın dar köşelerinde sesi eksilir insanın. Sesini bürüyünce "İnşallah" kelamı, zamanı genişletenin, ömrü ebede bitiştirenin dilemesinden beslenir. Gündelik telaşların hızla inip kalkan göğsünde aklı daralır, kalbi yorulur insanın. Kalbini atınca "İnşallah"ın asude iklimine, aklı aklanır, kalbi durulur. Dünyevî önceliklerin hazla gidip gelen sarkacında ruhu hoyratça savrulur insanın. Yüzüne gülünce "İnşallah"ın muştusu, ruhu sılaya taşınır, hüzünleri yağmurda ıslanır. Asil bir sükûnetin dizi dibinde nefeslenmektir "İnşallah"... "Ben benden ötesine teslimim..." diye/bilenin inşirahıdır "İnşallah". Kendi varlığının yükünü zayıf omuzlarından atıp hafiflediğinin resmidir "İnşallah". Kendini kendinden öte taşıyan/taşıran ins...

...Mutlu Olmaya Reçete...Sabır Şükür Kanaat

  Mutluluk üzerine yazdığı eserleriyle maruf Ernie J. Zelinski isimli batılı yazar bilge kişilerin çağlar boyunca söylediklerinden yararlanıp bir mutluluk reçetesi oluşturmuş. Zelinski’nin mutluluk reçetesinde bakın neler var... * Doyum sağlayacak kadar bir hedef * Geçinebilecek kadar bir iş * Temel ihtiyaçlara yetecek kadar zenginlik * İş ve gündelik hayatı dengeleyecek kadar sağlıklı bir akıl * Birçok insanı beğenecek, sevecek kadar şefkat * Kendine değer verecek kadar özsaygı * Muhtaç olanlara verecek kadar iyilik duygusu * Zorluklarla yüz yüze gelecek kadar cesaret * Sorunları çözecek kadar tahammül ve sabır * İyi bir yarını bekleyecek kadar umut * Hayatı bütün değerleri ile yaşayacak kadar bir sağlık * Sahip oldukların için şükran duygusu... “Şükrün mikyası/ölçüsü kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizânı ise hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helal demeyip rast geleni yemektir.” (Mektubat, 1991, s.350)

Kim Neyi Arıyorsa,O Kişi Odur...

" ALLAH diyeni ALLAH zayi etmez. O'na teslim olan selamet bulur. ALLAH'a güvenen özel yardım görür, yalnız bırakılmaz..."  Bir insanın boğulduğu su, eni boyu, derinliği ne olursa olsun, onun için bir okyanustur. Hadiselerin de hepsi böyledir. Bir hadisede yaralanan yahut ölen, bir bakıma dünya harbini görmüş olur. Hadiselerin üzerine çıkabilmek ve onları kendimizden ayrı düşünmek, doğru karar verebilmemizde en mühim esastır. Bunun için başkasının derdine derman bulabiliriz amma kendi derdimize derman olamayız. Bu demektir ki, derdi çarşaf gibi başımıza geçirmişiz ki, etrafımızı göremiyoruz... Bir şarkı vardır, Kenarlarda köşelerde Kadehlerde şişelerde Ben kalbimden başka yerde İnan seni bulamadım... Bütün şarkı ve türkülerden gelen feryatlar iman-ı hakikiyi aramak içindir. Amma hata etmişler, Mevlâ diyecek yerde Leyla demişler. Mesela birisi şarkıda haykırıyor, "ararım seni her gün derdime yana yana." Onun aradığı bir eş değil, o ka...

~Eller Duaya Açılınca~

Dua , kulun yaratıcısına yönelmesi, aczini ve çaresizliğini idrak edip sahibine sığınmasıdır. Yegâne kudret sahibinin Âlemlerin Rabbi olduğunun şuuruna vararak halini ve ihtiyaçlarını ona arz etmesidir. Hz. Peygamber s.a.v.’in ifadesiyle “İbadetin kendisidir.” (Tirmizî; Ebu Davud). Çünkü dua ile kişi, ihtiyaçlarını teminde aczini idrak etmiş, bunu ancak ve ancak her şeye kadir olan Yüce Yaratıcı’nın yerine getireceğinin şuuruna varmış ve bu sebeple O’na sığınmış olmaktadır. Nitekim ibadet de bundan başka bir şey değildir ve bu yönüyle “dua, ibadetin ta kendisi ve hatta özüdür.” İşte bu yüzden Hz. Peygamber s.a.v. şöyle buyuruyor: “Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir. Allah’tan istenenlerden Allah’ın en çok sevdiği şey kendisinden afiyet istenilmesidir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit (musibet) için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise dua etmeniz gerekir.” (Tirmizî) O’nun kudretine sığınmak ...

~Kanaat=Zanaat~

İhtiyaçtan fazlasına meyletme ki, sana galebe etmesin, sana bey olmasın! Kanaatten hiç kimse ölmemiş, hırsla da hiç kimse padişah olmamıştır. Her aç, nihayet bir yiyecek bulur. Devlet güneşi, elbette ona da vurur. Taneyi bırakan kuş, o hilesiz, düzensiz ovanın tanelerini yer, doyar. Ona kâni olduğu için kurtulur; hiçbir tuzağa düşmez; kolu, kanadı bağlanmaz. Kanaatten meydana gelen darlık, takvadandır. Bu, aşağılık kişilerin yokluğundan, darlığından apayrı bir şeydir. Pinti, bir habbe bulsa başını bile verir. Hâlbuki temiz kişi, himmetiyle altın hazinesine bile bakmaz, onu terk edip gider. (...) Bir kanaat, yüzlerce tabak yemekten hayırlıdır. Harislerin göz testisi dolmaz; sedef, kanaatkâr olmadıkça (içi) inci ile dolmaz. Peygamber, kanaate hazine demiştir. Gizli hazineyi herkes, elde edebilir mi? “Bu kanaat daimî bir hazineden başka bir şey değildir.” Ey gönle gam ve elem veren, artık beyhude sözlere dalma! Sen kanaatten ne vakit canını nurlandırdın ki? Kanaatten ancak...

Allah'ın Razı Olduğu Evlilik

    "Evliliğin mutluluğa dönüşmesi için,kalplerin uyuşması,anlaşması,kaynaşması gerekir.Kalpsiz mutluluk olmaz.Kalp kalbe karşı olmalı…Kalp kalbe kaybolmalı..Kalpler bir olmalı,iri olmalı,diri olmalı…Ölmüş kalpler taşıyan kalıplar, mutlu olabilir mi?‏ “Eşler birbirlerine hangi noktalarda tâbi olmalıdır?” İnsanlar hatasız olmazlar. Sevginin ise gözü kördür. Sevdiğimizi hatasız kabul ederiz. Oysa bu kabullenişle ona haksızlık etmiş oluruz. Çünkü bu kabulleniş, hata yaptığında affetmeyeceğimiz manasını taşır. Bu ise, ona karşı haksızlıktır. Öyleyse, sevdiğimizi hatasız kabul etmemeliyiz. Allah’ın affettiği ve affı tavsiye ettiği yerde biz ileri gider, hatasını anladığı ve özür dilediği halde onu mahkûm edersek ona zulmetmiş oluruz. İnsanları affetmesini bilmeliyiz ve affı çok sık uygulamalıyız. Bilhassa eşler birbirlerini çok sık affetmeliler. Birbirlerinin her hatasını yüzüne vurmamalılar, barış yolunu kapamamalılar. Birbirlerinin takvasını v...