Ana içeriğe atla

Kayıtlar

~Eller Duaya Açılınca~

Dua , kulun yaratıcısına yönelmesi, aczini ve çaresizliğini idrak edip sahibine sığınmasıdır. Yegâne kudret sahibinin Âlemlerin Rabbi olduğunun şuuruna vararak halini ve ihtiyaçlarını ona arz etmesidir. Hz. Peygamber s.a.v.’in ifadesiyle “İbadetin kendisidir.” (Tirmizî; Ebu Davud). Çünkü dua ile kişi, ihtiyaçlarını teminde aczini idrak etmiş, bunu ancak ve ancak her şeye kadir olan Yüce Yaratıcı’nın yerine getireceğinin şuuruna varmış ve bu sebeple O’na sığınmış olmaktadır. Nitekim ibadet de bundan başka bir şey değildir ve bu yönüyle “dua, ibadetin ta kendisi ve hatta özüdür.” İşte bu yüzden Hz. Peygamber s.a.v. şöyle buyuruyor: “Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir. Allah’tan istenenlerden Allah’ın en çok sevdiği şey kendisinden afiyet istenilmesidir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit (musibet) için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise dua etmeniz gerekir.” (Tirmizî) O’nun kudretine sığınmak ...

~Kanaat=Zanaat~

İhtiyaçtan fazlasına meyletme ki, sana galebe etmesin, sana bey olmasın! Kanaatten hiç kimse ölmemiş, hırsla da hiç kimse padişah olmamıştır. Her aç, nihayet bir yiyecek bulur. Devlet güneşi, elbette ona da vurur. Taneyi bırakan kuş, o hilesiz, düzensiz ovanın tanelerini yer, doyar. Ona kâni olduğu için kurtulur; hiçbir tuzağa düşmez; kolu, kanadı bağlanmaz. Kanaatten meydana gelen darlık, takvadandır. Bu, aşağılık kişilerin yokluğundan, darlığından apayrı bir şeydir. Pinti, bir habbe bulsa başını bile verir. Hâlbuki temiz kişi, himmetiyle altın hazinesine bile bakmaz, onu terk edip gider. (...) Bir kanaat, yüzlerce tabak yemekten hayırlıdır. Harislerin göz testisi dolmaz; sedef, kanaatkâr olmadıkça (içi) inci ile dolmaz. Peygamber, kanaate hazine demiştir. Gizli hazineyi herkes, elde edebilir mi? “Bu kanaat daimî bir hazineden başka bir şey değildir.” Ey gönle gam ve elem veren, artık beyhude sözlere dalma! Sen kanaatten ne vakit canını nurlandırdın ki? Kanaatten ancak...

Allah'ın Razı Olduğu Evlilik

    "Evliliğin mutluluğa dönüşmesi için,kalplerin uyuşması,anlaşması,kaynaşması gerekir.Kalpsiz mutluluk olmaz.Kalp kalbe karşı olmalı…Kalp kalbe kaybolmalı..Kalpler bir olmalı,iri olmalı,diri olmalı…Ölmüş kalpler taşıyan kalıplar, mutlu olabilir mi?‏ “Eşler birbirlerine hangi noktalarda tâbi olmalıdır?” İnsanlar hatasız olmazlar. Sevginin ise gözü kördür. Sevdiğimizi hatasız kabul ederiz. Oysa bu kabullenişle ona haksızlık etmiş oluruz. Çünkü bu kabulleniş, hata yaptığında affetmeyeceğimiz manasını taşır. Bu ise, ona karşı haksızlıktır. Öyleyse, sevdiğimizi hatasız kabul etmemeliyiz. Allah’ın affettiği ve affı tavsiye ettiği yerde biz ileri gider, hatasını anladığı ve özür dilediği halde onu mahkûm edersek ona zulmetmiş oluruz. İnsanları affetmesini bilmeliyiz ve affı çok sık uygulamalıyız. Bilhassa eşler birbirlerini çok sık affetmeliler. Birbirlerinin her hatasını yüzüne vurmamalılar, barış yolunu kapamamalılar. Birbirlerinin takvasını v...

~Haramdan Sakınmak Önce Gelir~

  Allah Tealâ ayet-i kerimede: “Ey iman edenler! Allah’a ittika edin ve O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda mücahede edin ki felaha eresiniz.” (Maide, 35) buyuruyor. Bu ayet-i celilede ihtimam göstermemiz, dikkatle üzerinde durmamız gereken üç şey var: Bunlardan birincisi Allah’a ittikadır. Yani Allah’ın cezasından, azabından korkup, haramdan, günahtan, çirk in işlerden sakınmak; şayet bir günaha düşüldüyse hemen tevbe etmektir. Haram nedir? Allah Tealâ’nın “yapmayın” diye emrettikleridir. İçki içmeyin, gibi. “Yapın” diye emrettiklerini yapmamak da haramdır. Namaz kılmak gibi. Yani haram, yapılması veya yapılmaması kesin olarak yasak olan işlerdir. Ayet-i celilede dikkat çekilen ikinci husus ise, Allah’a yaklaşmaya vesile aramaktır. Yani sadece, ben iman ettim ve Allah’tan korkarım, demekle yetinmeyip, O’na yaklaşmayı mümkün kılan bütün fırsat, yol, sebep ve vasıtalara tevessül etmek, sıkı sıkıya sarılmaktır. Üçüncüsü mücahede etmektir ki, nefs ,...

Efendim...(sav)

İnnellezîne yu’zûnallâhe ve resûlehu leanehumullâhu fîd dunyâ vel âhıreti ve eadde lehum azâben muhînâ(muhînen). "Şüphesiz Allah ve Resûlünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır."                                                                                              (Ahzab 57)  

İmtihanlar diyarında dua ve sabırla yürümek...

  Dünya… Türlü çilelerle insan neslinin sınandığı en zorlu mekan… Belki de ona imtihanlar diyarı demeliyim. Çünkü burada yaşanan musibet ve belalar, muson yağmurları kadar etkili olur. Bazen öyle yağar ki etraf sele döner; hem de her önüne geleni götürecek kadar azgın bir sele… Dedik ya; burası imtihanlar diyarı. Herkes farklı şekillerde imtihan oluyor. Her âdemin farklı çilesi var bu diyarda. Kimi açlık, kimi korku, kimi malı veya canıyla imtihan ediliyor. Rabbimiz bu gerçeği; “Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz”[1] diye teyit etmektedir. Hele hele mü’min iseniz, yani inanıyorsanız bu musibetler size öz anneden kardeş gibidirler. Yanınızdan asla ayrılmaz, sizinle uyur sizinle uyanırlar. Çünkü mü’min olmak, diğer bir ifadeyle cennete talip olmak türlü sıkıntı ve çileyi peşinen kabullenmek anlamına gelir. Çünkü Allah müminlerin, canlarını ve mallarını, cennet karşılığında satın almış[2] ve buyurmuştur...

~Deryadan İnciler~

*Sâdât-ı kiramın önde gelenlerinden İmam Cafer-i Sadık k.s. şöyle der: *Namaz takva sahiplerinin yakınlık sebebidir. *Hac ise tüm zayıf, güçsüz olanların cihadıdır. *Bedenin zekâtı oruçtur. *Amel etmeksizin dua eden kimse yaysız ok atan kimse gibidir. *Rızkınızın size ulaşmasını sadakatle isteyin. *Mallarınızı zekâtla koruyunuz. *İktisat eden, tutumlu davranan fakir düşmez. *Tedbir geçimin yarısıdır. *Kim anne ve babasını üzerse itaat etmemiş sayılır. *Her kim musibet anında ellerini dizlerine vurur dövünürse, kazandığı ecri boşa çıkar, kaybolur. *Hiç şüphesiz Allah Tealâ musibet miktarınca sabır indirir. *Rızkı da geçimi sağlayacak derecede verir. *Her kim maişetini ölçülü şekilde sağlar, israfa kaçmazsa Allah o kimseye rızıklar ihsan eder. *Her kim de saçıp savurur, israf ederse Allah ona rızkını daraltır, onu mahrum eder. Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ / Semerkand Dergisi