Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bizler Farklıyız...

Gidiyoruz, gidiyoruz, gidiyoruz… Sonra dönüp arkamıza bakıyoruz ki bir çuvaldız yol gitmişiz. Bir masal dünyası içinde yaşıyoruz da onun için mi? Yoksa kaskatı gerçeklerle dolu bir dünyada, çirkinliklerin, güvensizliklerin olduğu bir dünyada yaşıyoruz onun için mi kendimizi hayal dünyasında teselli ediyoruz. Eski günleri yad ederek. Bizim aramızda doyulmaz, tadılmaz bir sevgi vardı. Gönül gönül dirilirdik, tamamlanırdık. Sevgiyle bilenir, saygıyla öperdik alınlarımızdan. O alınlar ki ay kadar güzel, kar kadar temizdi, severdik, sevilirdik. Biz böyleyken bir şeyler oldu sonradan. Paralar, menfaatler kapladı dünyamızı. Dostluğun yerini kaptılar. Rüyalarımızdan bile silindi eski dostlarımızın hatıraları. Şimdi çok perişanız. Çöl yağmuru nasıl beklerse, içimizde öyle özlüyor eski dostları, dostlukları. Bizim dostlarımız vardı, dertlerimiz dertlerine karışmış. Bizim dostlarımız vardı, Hz. Ebubekir (r.a.) misali: “Ehlime Allah ve Rasulünü bıraktım.” diyen. Bizim dostla...

Hayırlı Cumalar....

"Dünya pazarının sermayesi altındır. Öte âlemin sermayesi ise; Aşk ve daim nemli iki göz Gönlüm bağdır, gözüm bulut. Bulut ağladı mı bağ yeşerir. Mum gibi yaş dök ki gönül evin aydınlansın..." Hz. Mevlana

~Ömrünüzü "ne derler hastalığı" ile harcamayın ~

 Etrafımızdaki bütün insanları bizden memnun etmek bu dünyadaki en zor işlerdendir. Bu imkansız olduğu gibi, gereksizdir de. İnsan fıtratını tanımalı ve insanlık tarihini iyi bilmedir. Bu dünyadaki insanların birçoğu, kendisini yoktan yaratan, sonsuz rahmetiyle yaşatan, rızıklandıran, göğü ve yeri hizmetine sunan Rabbi’nden bile razı değildir; O’nu tanımaz, inkar eder, Zatına ortak koşar, hakkında olmadık şeyler söyler. Bu insanların çoğu, kendilerini cennete götürmek için can atan peygamberlerle savaşmıştır. Hepimize rahmet olan Allah dostlarının da her devirde münkiri olmuştur. Demek ki asıl olan halka göre davranmak değil, Hakk’a bakarak hak üzere yaşamaktır. Halk, hayatın bir gerçeğidir, fakat hayatımızın sahibi değildir. Pek çok kimse, halkı ölçü alır; “Halk ne der, insanlar hakkımda ne düşünür; ben onların karşısına nasıl çıkarım!” diye hayatını halka göre düzenlemeye, insanların beğenisine göre giyinip kuşanmaya, süslenmeye, eğlenmeye, davranmaya çalışır. Bu arada hi...

~ YALNIZ SENİN İÇİN RABBİM ~

Söze gönül ile başlayalım, Her kelimede dönüp bir bakalım kalbimize. Yola gönül ile başlayalım, Her adımda dönüp bir soralım kalbimize. Senin için Rabbim. Kelâm senin için, yol sana gider. Şair kime söyler, yolcu kime gider? Her zerrede maksut sensin. İnsanın maksudu kim? Sen kalbime bakarsın. Kalbim kime bakar, neye meyleder? Kalp ile başlamaktır niyet. Kalbi Kâbe kılmaktır. Allah için mi? Din, Allah için sevmek, Allah için kızmaktı. Böyle dedi Allah Rasulü s.a.v.. Sahabilerden Ebu İdris el-Havlânî r.a. bir gün Şam mescidine gitmişti. Orada bir genç gördü ki, dişleri parlıyor, yüzü gülümsüyor ve çevresinde kalabalık bir cemaat toplanıyor. Cemaat herhangi bir konuda ihtilafa düştüğü zaman ona danışıyor, onun görüşünü alıyorlardı. Gencin kim olduğunu sordu. Muaz b. Cebel'dir, denildi. Ebu İdris r.a. ertesi gün erkenden mescide gitti. O genci mescitte namaz kılar vaziyette buldu. Namazını bitirinceye kadar bekledi. Sonra karşısına geçip selam...

~Mürşidden Maksat~

“Kendinden (bütün nefsî arzularından) kurtulup da bir zindenin (mürşid-i kâmilin) gönlüne ülfet peydâ eden kimselere ne mutlu!” Hz. Mevlânâ Tasavvuf ve tarikat “ruhanî bir talimdir”. Aynı manaya gelen bu iki kelime, insanın manevî dünyasını yoğurur. Beden, yani madde belli, herkes tarafından biliniyor. Maneviyat ise o kadar belli değil. Ruh, bizim maneviyatımızdır. Fakat onun hakkında yeterli bilgimiz yoktur. Tarikatın özü, zikirden zevk almaktır. Tarikata giren insana denebilir ki, “Salavat çek, tövbe istiğfar ve zikirle meşgul ol.” Aynı şeyi, yani aynı zikri iki kişi yapar; birine yaptığı zikirden bıkkınlık gelir, diğeri şevk ve heyecan içinde zikre devam eder. Zikri herkes çekebilir amma, zevk alma meselesi başkadır. Adamın işi yorucudur. Eve geldiğinde yorgundur. Açtır. Uykusuzdur. Yatsı namazından sonra abdestini alır, kıbleye döner, namazda oturur gibi oturur. ‘Allah’ demeye başlar. Yorgunluğunu, açlığını, uykusuzluğunu unutur. Zikirle meşgul olur. Bu hali yakalamaya ç...

Dile Gül Koymak

Konuşmasından anlaşılır insan. Güzel konuşmasından... Kalbten kalbe yol vardır derler. Bunu biraz daha değiştirerek söylersek: Dilden kalbe yol vardır. Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Asla kalb kırmaz onlar. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar. Katı kalbli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Nereye vuracak ve sözünü tartacak? Altın ile bakırı birbirinden ayıramaz artık o. Olur olmaz yerde kelâm eder, ya baş kırar, ya da göz çıkarır. Ilık meltemler gibi soluklar gerek bize. Gönüllere ulaştığında, bahar çiçekleri açtıran. En sert yürekleri dahi yumuşatan, yoğuran, şekillendiren... "Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır." denmiş, derler. Ne kadar doğru. En öfkeli olduğumuz anlarda bile yüreğimizdeki karanlığı gündüz aydınlığına çevirir güzel bir söz. "Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı, / Yağ ile bal ede bir söz....

Aşk-ı Hakîkî

Muhabbet ettiğiniz ne varsa helâk olacak. Allah için sevdiğiniz ne varsa müstesna...    İNSAN BİR bahar çiçeğini sever. Nâzenin, san'atlı, güzel mi güzel, rengi gözünü, zerâfeti kalbini, letâfeti ruhunu okşayan bir çiçeği. Ve bu çiçek çok geçmeden soluverir. Sevilen her bir şeyden ayrılığın acısı gibi bu ölümle de kalbine bir ağırlık çöküverir. Sonra o çiçek gibi her baharda yeryüzüne gelip, kısa bir süre görünerek giden sayısız çiçekler düşer zihnine. Bu müthiş ve dâimi faaliyet içindeki mevt ve zeval levhaları ona çok hazin görünür. Bu durum rikkatine çok dokunur ve herhalde onu ağlatır. Bu dünyada kısa bir zaman kalarak giden bu kadar bitkicik ve hayvancıklara, bütün bu güzel zihayat mahluklara yazık değil mi? diye sorgular. Ve o anda, kalbini yakagelen bu sorgulamanın altındaki ruhunun derin feryadını hisseder. Bu âkibete uğrayan hayatı, ölümden beter bir azap görür. Bunlar mâdem ölecekler, neden bu kadar çok güzel, sevimli ve san'atlı yapılmışlar?, Bu kıs...