Ana içeriğe atla

ENES BİN MALİK

Efendimiz (s.a.v) Medine'ye hicret ettiği zaman herkes onun bir ihtiyacını karşılamak ve ona hediye vermek için yarışıyordu.Ümmü Süleym Annemiz'in ise verebilecek değerli bir hediyesi yoktu ve bu yüzden çok üzülüyordu. "Allah

Rasulü'ne (s.a.v) çok güzel bir hediye vermeliyim" diyerek sahip olduğu en değerli şeyi, yani küçük oğlu Enes'i kolundan tuttuğu gibi doğruca Efendimiz' in (s.a.v) yanina koştu ve 
-"Ey, Allah'ın elçisi, Medine'de sana hediye veremeyen bir ben kaldım. Benim de şu oğlumdan başka değerli bir şeyim yok. Lütfen onu kabul buyur, size hizmet etsin" dedi.
Efendimiz bu içten ricayı kırmadı ve kabul etti. Böylece ilerde büyük bir muhaddis ve alim olacak olan "Enes bin Malik" için yeni bir hayat başlamış oldu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

~Haya İmandandır~

Hayadan Hayata Yayılan Güzellik Sevda-yı dildârdan gönül usandı / Güzelim cefadan niçin usanmaz / Demek ki üftadem odlara yandı / Hak’tan haya kılmaz kuldan utanmaz / (Dertli) Yalnızca iyilik getirendir o; yalnızca sevgi biriktirendir… Kat kat şimdilik; dosya dosya güzelliktir hem… Elimizden tuttu mu bir kez yükseltir yükselttikçe kişiliğimizi de yüceltir yüceltilecek kadar… Haya, hayatın güzelliği… ”El-haya ve’l-edeb!” der eskiler; hayasızca bir tavır gördüklerinde, edep dışı bir söz işittiklerinde. Haya ki bir utanma duygusudur; ar ve namus perdesinden bestelenir zaman notalarında. Perde açıldı mı da bir kez; küser sahibine ve kaçar gider coğrafyamızdan bütün güzel nağmelerini toplayarak. Kişi ancak haya sermayesi kadar edîb olur çünki; ancak hayası ölçüsünde müeddeb sayılır. Yakışıksız işlerden alıkoyan da, kötüleri iyi kılan da odur hep. Hayamızı yitirdik ve silinmiş boş...

Filistin Benim Meselem....

"Zalimin sonu yaklaştıkça zulmü artar ve daha da azgınlaşır." Hz. Ali (ra)

Regaip Bolluk Bereket Demektir

Geçen gün ömürdendir Evet; Asr suresinde “Andolsun zamana ki, insan gerçekten büyük bir ziyan içindedir.” buyuruyor Allah Tealâ. Çünkü biz istesek de istemesek de ömür sermayemiz her geçen gün biraz daha eriyor, alıp verdiğimiz her nefeste biraz daha eksiliyor. Fakat ne zamanı durdurmak, ne de ecelimizi ertelemek elimizde olmadığına göre, ömür sermayesinin giderek azalması, neden bizim için bir hüsran olsun? Üstelik sermayenin bir yatırıma dönüştürülmek üzere zaten harcanması, sarf edilmesi gerekmiyor mu? Surenin devamında “Ancak iman edip salih ameller işleyenlerin, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler”in zarara uğramayacakları beyan buyurularak, bu soruların cevabı veriliyor aslında. Hüsran, zamanın ve ömrün geçip gitmesi ile değil, geçip giden bu sürenin değerlendirilememesi, içinin doldurulamaması ile ilgilidir ve her halükârda buzun eridiğini fark edememenin sonucudur. Öyleyse “geçen gün ömürdendir” hakikatini unutmadan, zamanın ve zamandan bir bölüm olması nede...