Ana içeriğe atla

~Zayıf Olanın Yanında~

http://www.emlakhaberbulteni.com/wp-content/uploads/2013/04/fakir.jpg 

Kimsesiz, yoksul ve yetimlere sahip çıkmak, onlara şefkat göstermek mücellâ dinimiz İslâm’ın şiarlarındadır. Müslümanlar yaşadıkları beldelerde insanlar sıkıntıya düşünce onların yardıma koşarlar. Ellerinden geldiğince her türlü ihtiyaçlarını giderirler.
Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. fakir ve kimsesizlere sahip çıkar, onları korurdu. Fakirlere, fakirliğin sebep olabileceği ezikliği ve zilleti unutturacak şekilde yakınlık gösterirdi. Onlarla birlikte bulunmayı tercih ederdi. Bir topluluğa girince önce fakirlerin yanına gider, gönüllerini alırdı. Zaten Efendimiz’in yaşayışı ve aile hayatı da onlardan farklı değildi. Hep sade yaşamayı tercih etti. Şöyle dua ederdi:
“Allahım, beni fakir olarak yaşat, fakir olarak ruhumu kabzet, kıyamet günü de fakirlerle birlikte haşret.” (İbn Mace; Heysemî)
Hz. Aişe validemiz r.anha;
– Ey Allah’ın Rasulü, niçin böyle dua ediyorsunuz, diye sorunca da şöyle cevap vermişti:
– Çünkü onlar cennete zenginlerden kırk yıl önce girecekler. Aişe! Fakirleri sev ve onları kendine yaklaştır. Böyle yap ki kıyamet günü Allah da seni kendisine yaklaştırsın.” (Tirmizî; Beyhakî)
Fakir ve kimsesizler gibi yetimler de müslüman beldelerde sahipsiz kalmaz. Anne babalarını kaybetmiş olsalar da müminler onların anne babası olur, onları gözetip kollarlar.
Cenab-ı Mevlâ müberrâ kitabımız Kur’an-ı Kerim’de yetim hakkı yiyenleri açık bir dille uyarmıştır:
“Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.” (Nisâ, 10)
Bu açık uyarının yanında Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. de yetimleri gözetip kollayanları şöyle müjdelemiştir:
“Bir kimse rahmet ve şefkatle bir yetimin başını okşarsa, elinin değdiği her saç teli için bir sevap yazılır, her saç teli için bir günahı silinir ve her saç teli için derecesi yükseltilir.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, nr. 4/132)
Bu hadis-i şerifin bir diğer rivayetinde de Allah Rasulü s.a.v. şöyle buyurur:
“Her kim bir yetime veya yanında kalan yetime iyi davranırsa, ben ve o kişi cennette şöyle yan yana oluruz.” (Buharî, nr. 6005; Ebu Davud, nr, 5150; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/250, 365)
Ashab-ı Kiram’ın büyüklerinden Ebu’d-Derdâ r.a.’ın anlattığına göre adamın biri Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’in yanına gelir ve kalbinin katı oluşundan yakınır. Allah Rasulü s.a.v. buyurur ki:
“Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan bir yetimin başını okşa ve onu doyur.”
İbn Ömer r.a. yetim hakkı yemeyi büyük günahların arasında saymıştır. Abdullah ibn Abbas r.a. da kişiyi helak edici altı günahtan biridir, demiştir.
Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. Hz. Hatice r.a. ile evlendiğinde, Hatice annemizin ölen kocasından Hind isminde bir erkek çocuğu vardı. Efendimiz ona kendi öz çocuğu gibi bakmış ve yetiştirmişti.
Yine Efendimiz s.a.v., Ümmü Seleme ile evlendiğinde beraberinde dört yetimi vardı. Efendimiz s.a.v. ona, yanında yetim çocuklarının bulunmasının evlenmesine engel olmayacağını söyledi ve öylece kabul etti. Şöyle buyururdu:
“Müslümanlar arasında evlerin en hayırlsı, içinde bir yetimin bakıldığı ve ona iyilikle davranıldığı evdir. Müslümanların evleri içinde en kötüsü ise içinde kötü muamele edilen bir yetimin olduğu evdir.” (Buharî, Edebü’l-Müfred, nr. 137; İbn Mâce, nr. 3679)
Yine buyurmuştur ki:
“Sen kendi çocuğunu nasıl terbiye ediyorsan, onu da öyle terbiye et, öyle cezalandır.”
Yetim hakkı yemek kadar, onu incitmek dövmek de büyük vebaldir. Hz. Ömer r.a. anlatıyor:
“Allah Rasulü s.a.v. şöyle buyurdu:
– Yetime vurulduğu zaman onun ağlamasından Rahman’ın arşı titrer. Allah Tealâ her şeyi en iyi bilmesine rağmen meleklerine;
– Babasını toprak altına koyduğum yetimi ağlatan kimdir, diye sorar. Melekler;
– Ey Rabbimiz, bizim bu konuda bir bilgimiz yok, derler. Bunun üzerine Allah Tealâ;
– Sizler şahit olun ki, kim o yetimin gönlünü benim rızam için alırsa, ben de o kimseyi kıyamet günü yanımda olanlarla razı edeceğim, buyurur.” (İbn Adî, el-Kâmil, 2/722)
Bu hadis-i şerifi rivayet eden Hz. Ömer r.a. şöyle buyuruyor: Allah Rasulü s.a.v. bir yetim gördüğü zaman başını okşar ve ona lütufta bulunurdu.
Rivayete göre, Cenab-ı Mevlâ Hz. Davud a.s.’a şöyle demiştir:
– Yetime karşı şefkatli bir baba gibi ol. Şunu bil ki, bu hususta ne ekersen onu biçersin.
İslâm, fakir, kimsesiz ve yetimler kadar kadının hakkını da korumuştur. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. dünyayı şereflendirmeden önce özellikle kadınlar çok perişan haldeydiler. Kız çocukları ve kadınlar hor görülür, bir eşya gibi alınıp satılırdı. Hiçbir sosyal hakkları yoktu. Mal ve mirastan da uzak tutulurlardı. Hz. Peygamber s.a.v. bu çirkin adetleri kökünden kaldırdı ve en çok kadınların merhamete muhtaç olduklarını bildirdi. Onları ezilmekten kurtarıp o kadar yüceltti ki, “Cennet annelerin ayakları altındadır.” (Nesaî; Hakim) buyurarak cennete girmeyi öncelikle annelerin rızasına bağladı.
Efendimiz s.a.v. Veda Hutbesi’nde de şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namuslarını Allah’ın adıyla kendinize helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır.” 
Biz müminler olarak her daim doğruluk ve adaletin yanında oluruz. Zayıfları korur, onlara karşı vazifelerimizi bilir ve yerine getiririz. Böylece toplumu içten içe tüketecek yaralar iyileştirilmiş olur. Müminlerin gönüllerinde merhamet tohumları yeşerir, kalpler yumuşar, karşılıklı muhabbetimiz artar.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle…

S.Mübarek EROL / Semerkand Dergisi

http://simuzer1001.files.wordpress.com/2009/02/65bebadcf39faccbd8b726c827176b42.jpg?w=561&h=399

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

~Haya İmandandır~

Hayadan Hayata Yayılan Güzellik Sevda-yı dildârdan gönül usandı / Güzelim cefadan niçin usanmaz / Demek ki üftadem odlara yandı / Hak’tan haya kılmaz kuldan utanmaz / (Dertli) Yalnızca iyilik getirendir o; yalnızca sevgi biriktirendir… Kat kat şimdilik; dosya dosya güzelliktir hem… Elimizden tuttu mu bir kez yükseltir yükselttikçe kişiliğimizi de yüceltir yüceltilecek kadar… Haya, hayatın güzelliği… ”El-haya ve’l-edeb!” der eskiler; hayasızca bir tavır gördüklerinde, edep dışı bir söz işittiklerinde. Haya ki bir utanma duygusudur; ar ve namus perdesinden bestelenir zaman notalarında. Perde açıldı mı da bir kez; küser sahibine ve kaçar gider coğrafyamızdan bütün güzel nağmelerini toplayarak. Kişi ancak haya sermayesi kadar edîb olur çünki; ancak hayası ölçüsünde müeddeb sayılır. Yakışıksız işlerden alıkoyan da, kötüleri iyi kılan da odur hep. Hayamızı yitirdik ve silinmiş boş...

Filistin Benim Meselem....

"Zalimin sonu yaklaştıkça zulmü artar ve daha da azgınlaşır." Hz. Ali (ra)

Regaip Bolluk Bereket Demektir

Geçen gün ömürdendir Evet; Asr suresinde “Andolsun zamana ki, insan gerçekten büyük bir ziyan içindedir.” buyuruyor Allah Tealâ. Çünkü biz istesek de istemesek de ömür sermayemiz her geçen gün biraz daha eriyor, alıp verdiğimiz her nefeste biraz daha eksiliyor. Fakat ne zamanı durdurmak, ne de ecelimizi ertelemek elimizde olmadığına göre, ömür sermayesinin giderek azalması, neden bizim için bir hüsran olsun? Üstelik sermayenin bir yatırıma dönüştürülmek üzere zaten harcanması, sarf edilmesi gerekmiyor mu? Surenin devamında “Ancak iman edip salih ameller işleyenlerin, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler”in zarara uğramayacakları beyan buyurularak, bu soruların cevabı veriliyor aslında. Hüsran, zamanın ve ömrün geçip gitmesi ile değil, geçip giden bu sürenin değerlendirilememesi, içinin doldurulamaması ile ilgilidir ve her halükârda buzun eridiğini fark edememenin sonucudur. Öyleyse “geçen gün ömürdendir” hakikatini unutmadan, zamanın ve zamandan bir bölüm olması nede...