Ana içeriğe atla

Kayıtlar

~ Allah’ın Kapısı ~

Şeyh Abdulgani Nablusî hazretleri “Miftahü’l-Maiye” isimli eserinde şöyle buyuruyor:Bir kimse ilahi yolda kendisine kılavuzluk edecek olan mürşidini Cenab-ı Hakk’ın kapılarından bir kapı olarak görmesi lazımdır. Buna “bâbullah” denir. Müritliğin ilk mertebesi bununla başlar.Fahr-i Kainat s.a.v. Efendimiz hakkında, “Sen babullahsın ya Rasulallah. Kim o kapıya varırsa sen olmadan huzura giremez.” sözü ve “Alimler peygamberlerin vârisidir” sırrıyla arif-i billah, Allah Rasulü s.a.v.’in yeryüzünde ilminin ve marifetinin vârisidir. Bu hakikatin mürşit için de böyle görülmesi gerekir.Mürit ile mürşit arasındaki münasebette Allah’ın hükmünün ne olduğu sual edilirse: Bir mürit mürşidinden kendine her geleni Allah’tan bilmelidir. Gelen hayır ise Allah’ın hidayeti, gelen şer ise Allah’ın imtihanıdır. Müritliğin, seyr-i sülûkun esası budur.Bu yüce bir mertebe olup Hz. Ebu Bekir r.a.’ın makamıdır. Peygamber Efendimiz s.a.v.’in yolunda dinî ve imanî hakikatleri öğrenen Hz. Ebu Bekir r.a., Rasul-i K...

Ve’dduha ve Bahar..

Ne haldeydi o ağaçlar! Ne kadar da gözden düşmüştü o tohumlar! Kurumuş kemik gibi dallarında ne bir umut görüyorduk çiçeklere dair ne bir işaret vardı çiçeklere dair… Karlar altında, taşlamış dal uçları, kurumuş budakları, soğumuş gövdeleri, geçen yılın baharında salkım saçak çiçeğe ve yaprağa ve meyveye durduklarına inandırmaz olmuştu gözlerimizi.. Sanki unutulmuşlardı… Sanki küsmüştü onlara, geçen bahar onları gelinler gibi baştan ayağı çiçeklerle bezeyen Yaradan… Önce yapraklarını almıştı ellerinden.. Meyvelerini kurutmuştu dal uçlarında.. Bir anda gözden düşüvermişti erik ağaçları, kiraz ağaçları.. İnciri yoksa ne diye dönüp bakayım ağacına? Elması bitmişse, ne diye hatırını sayayım dallarının? Hem sonra ne çok çiçek vardı toprağın yüzünde? Bir anda soluvermişlerdi? Sanki onlara pırıl pırıl hayat vaadeden, rengarenk güzellikler bahşeden arkasını dönüvermişti sonbaharda.. Ama şimdi..Kemikler gibi kurumuş dal uçlarında bir şehrayin başladı. Taşlaşmış ağaç gövdelerinde bir hayat çağl...

Bir Selam Bekler Gönüller

“selamı veren eman verir; selamı alan selamette olur” der ve “garibe bir selam, bir altın yerine geçer” diye ilave eder. Barıştır selamın bir anlamı ve bir anlamı huzur. Selim ile Salim, Selami ile Selamet, Süleyman ile Müslim, Müslüman ile İslâm... Hep aynı kökten hep aynı çiçekten. Ilgıt ılgıt rüzgar, ışık ışık tebessüm. Hiçbir şey iken biz, Elest Bezmi’nde bize can bağışlayana can verme sözüdür selam. Gök kapılarını açan kutlu zamanlar güzeli... Temiz yüreklerin ve gülen yüzlerin artırır aydınlığını. Doldurur beyaz heybemizi ve boşaltır kara defterimizi. Rahmetinden alır kuvvetini diller ve o söz ile silinir bütün suçlar.Selam bir gülümseyiş, selam bir bakış, selam bir merhabadır; selam tam vaktinde bir gönül alma, ta yürekten bir teşekkürdür.Selam bir umman; sevgi saklar derinliklerinde. Selam içten bir tebessüm, kalbî bir yakınlıktır. Selam ve aleyk, birbirini bütünleyen ikizler...Selam geldi ve bütün yaslı çehrelerdeki kederlerin yerini en içten tebessümler aldı. Onun sıcaklığıyl...

Sabır ve Mükâfat

Dünya hayatında sürekli bir imtihan içindeyiz. Alıp verdiğimiz her nefeste, attığımız her adımda, söylediğimiz her sözde, yaptığımız her işte imtihan ediliyoruz. Çünkü hesap günü var ve hesaba çekileceğiz. Cenab-ı Mevlâ müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “And olsun sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 155) Yine Cenab-ı Mevlâmız buyuruyor: “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah şüphesiz sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153) Sabır müminin azığıdır. Bu azıktan her başı sıkıştığında faydalanır. Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. şöyle buyuruyor: “Müminin işine hayret ederim. Çünkü onun işlerinin hepsi kendine hayırdır. Bu durum sadece mümine hastır. Eğer sevineceği bir şey olsa şükreder, bu ona hayır olur. Eğer bir zarar dokunsa sabreder, bu da ona hayır olur.” (Müslim) Dünya hayatı insanın karşısına çeşitli engeller çıkarır. ...

AŞÜRE GÜNÜNÜN FAZİLETİ

Bu günde mahlukatın yaradılmasından itibaren çok büyük hadiseler zuhur etmiştir: bunlardan bağzıları şunlardır :Ogün; __Semavat ve arz, arş, cennet, cehennem, gökler, yer, ay, yıldızlar, yaratıldı Adem (A.S)yaratıldı., cennete girdi,tevbesi kabul edildi. İbrahim (A.S)doğdu, ateşten kurtuldu. Musa(A.S)Firavn'ün zulmünden kurtulup firavn helak oldu. İdris (A.S)yüksek makama çıkarıldı. Nuh (A.S)ın gemisi tufandan kurtulup karaya çıktı. Süleyman A.S)'a saltanat verildi. Yunus (A.S)balığın karnından kurtuldu. Yusuf(A.S)kuyudan çıkarıldı. yahya (A.S)'ın gözleri açıldı Eyüp(A.S)hstalıktan kurtulup şifa buldu. yeryüzüne ilk yağmur (Allah'ın rahmeti)yağdı. efendimiz(s.a.v)'in torunu H.HÜSEYİN (R.A)şehit edildi.ve kıyametin kopmasıda aşure günü olacaktır.imamı gazali mükaşefetül kulübtercümesi sahife 699 BUGÜNDE YAPILACAK DİĞER İBADETLER Efendimiz (s.a.v)şöyle buyurmaktadır "kim kendinin ve aile efradının nafakasını geniş tutarsa, cenabı hakta senenin tamamında o kişinin...

Gitmeyi Öğrendim Ben..Sonra Dayanamayıp Dönmeyi…

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum. Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. Ağladım. Yaşamayı öğrendim. Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim. Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla… Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim… İnsanı öğrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu… Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim. Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi… Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim. İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. . Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim. Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim. Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim. Ekmeği öğrendim. Sonra ...
Buluttan bir damlacık indi denize. Enginliği görünce utandı. Kendi kendine, "denizin karşısında ben de kimim ki..." Onun varlığına göre ben yok sayılırım” dedi. Kendisini küçük gördüğü için sedef gönlünü açtı ona, bağrına bastı ve korudu. Kader onu o denli yüceltti. Naz ile besledi damlacığı sedef ki, sultanların tacına… kondurdu sonra inci olarak... Damla kendisini alçak gördüğünden yüceldi, yokluk kapısına kapılandığı için var oldu. Şeyh Sadi-i Sirazi