21 Şubat 2018 Çarşamba

Zikir Aşk Ölçüsüdür




Zikir nîmeti Hâk teâlâ hazretlerinin sevdiği kulları üzerine bahşetmiş olduğu en büyük nîmetidir, bunun fevkinde bir lütuf, ikram tasavvur edilemez.
Zikir mühim bir aşk ve îman ölçüsüdür. Seven sevdiğini çok zikreder, ara vermeden gece gündüz, her saatte her anda zikreder anmadan yapamaz. Mecâzî sevgilerde bile böyledir. Züleyhâ validemizin, Hazret-i Yûsuf -aleyhisselam-’a karşı olan derin aşkını hepimiz biliriz. Saraydan çıkarıldığında yedi deve yükü tutan mücevherata sahipti. Ama o zinetler onu tatmin etmiyordu. Kim Yûsuf’dan bir haber getirse o baha yetmez mücevherlerden veriyordu. Öyle bir hâle gelmişti ki herşeyi Yûsuf diye görüyor, her sesi Yûsuf diye duyuyordu. Neyi varsa vere vere hepsini bitirdi. Buna rağmen Yûsuf’a olan aşkı arttı.
Hayli zaman sonra Cenâb-ı Hakkın emri ile evlendiler, iki de yavruları oldu. Çok mesut idiler. Nihâyet Züleyhâ’nın mecâzî sevgisi aşk-ı ilâhîden nasibini aldı, kendisini Rabb'inin zikrine sevgisine o kadar vermiş idi ki, Allah’tan başka herşeyi unuttu, gözünde Yûsuf bile silindi. 
Bir kalbe aşk-ı ilâhî girerse, o gönülde Allah zikrinden başka hiç bir şey kalmaz, hepsi yok olur. Evvelce geçirilen büyük mecâzî aşklar bile.
Bizler de bir kul olarak, bize herşeyi karşılıksız bağışlayan, nîmetlerini tâdât edemeyeceğimiz, mün’im-i hakîkîmiz Allah teâlâ ve tekaddes hazretlerini can ü gönülden her an anmamamıza imkân olabilir mi? Bizim bu anmamız da gene O’nun keremi ve inâyetiyledir.
İnsan dâimâ Allah teâlâyı anmakla vazîfelidir, mükelleftir. Dilini, bilhassa kalbini Rabbını anmakla değerlendirmelidir.
Cenâb-ı Hak insanı mükerrem kıldı. Ne bakımdan? Koyun gibi yemesi, içmesi, uyuması yönünden mi? Hayır ruhâniyeti îtibariyle yüce eyledi, kendine halife kıldı.
Akl-ı selim sahibi olan, Allah teâlânın bu büyük iltifatına karşı dâimî olarak hamd edecek, şükredecektir ve büyük bir edeb ve tâzimle kulluk vazîfesini îfâya himmet edecek ve bir an zikrullahtan mahrum kalmamağa sa’y ü gayret edecektir.
Zikrullaha vâsıl olan herşeye kavuşmuştur. Zikrullah'tan mahrum olan da herşeyi kaybetmiştir.
Zikrullaha nâil olan Allah’a kavuşmuştur. O yüce nîmeti tadamayan ancak kışırda kalmıştır.
Kim Cenab-ı Hakkı kalben dâimî olarak anabiliyorsa, o îkâna, yani kuvvetli îmana sahip olmuştur. Rabb-ı teâlâyı büyük aşkla sevmiştir. Zikir hâli devam ettikçe, mânevî yollar açılmış, perdeler, hicaplar kalkmıştır.
Zikrullah kalbin nuru, rûhun huzuru, gönlün cilası, aklın ölçüsüdür. Zikre devam edenin kalbi mâmûr, fiil ve ahlâkı güzel, rûhu sevinçli olur.
Zikrullaha devam eden, şen şakrak olur, hiç bir keder onda barınamaz. Zikrullaha devam edenler, dünyacılarla fazla ülfet etmezler, çünkü gâfillerle ülfet etmek kalbe kasavet verir.
Kalb madem ki nazargâh-ı ilâhîdir, onu muhâfaza etmek için çok dikkatli ve zeki olmak gerekir. Dâimâ sâlih, mâneviyatlı kimselerle ülfet etmek, onların meclislerinde bulunmak lâzımdır.
Büyük tâzimle zikrullaha devam ettikçe letâifler açılır, zikir hâli sıra ile letâiflerde görülür, daha tekâmül ederse bütün sadrı istilâ eder. Daha da gayret sarfedilirse nefse, oradan da bütün cesede intikal eder. Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdıye, Mardıye hâlleri görülür.
Mutmainne makamı; velâyet-i suğrâdır.
Râdıye, Mardıye makamı, bazı yüksek dereceli velîlerde görülür.
Kalbler de beş kısma ayrılmıştır
Ölü kalb: Münkir kalbidir ve inkârdadır. “Buna hiç bir şey işittiremezsiniz, kör ve sağır gibidir.” (Neml Sûresi / 80)
Hasta kalb: “Onların kalblerinde kötü hastalıklar vardır. Allah da yalan söylemeleri dolayısıyla hastalıklarını artırmıştır.” (Bakara Sûresi / 10)
Gâfil kalb: İbâdetlerin bir kısmını yaparlar, bir kısmını yapamazlar. Ahlâkî durumları da tam inkişaf etmemiştir.
Zâkir kalb: Allah’ın zikriyle ve nuruyla nurlanmış kalbdir.
Diri kalb: Enbiyâullah, ashab ve kibar-ı ehlullahın kalbleri.          
Sadık Dana (rha.)

Hiç yorum yok: