22 Ocak 2018 Pazartesi

Hubbü'l-Vatan Mine'l-İman


"Mıgırdıç'ı sever de Osman'ı sevmez zındık
İti-domuzu sever, insanı sevmez zındık
İster ki diz üstüne çökertilsin Türkiye
Ekmeğini yer amma vatanı sevmez zındık. "

Abdurrahim KARAKOÇ
Sana el açan ihlaslı kullarının hatırına, Sana secde eden ordularına yenilgi gösterme Allah'ım...
#AfrinOperasyonu
#ZeytinDalıHarekatı

15 Ocak 2018 Pazartesi

TASAVVUF


Sâdât-ı kirâmın büyüklerinden Mevlânâ Halid-i Bağdâdî (k.s) bir mektubunda şöyle der:

Tasavvuf yolu, Allah'a ulaşma yoludur. Bu yol Allah Teâlâ'nın rızasını ve Peygamber Efendimiz'in sevgi ve ahlâkını kazandırır. Manen yükselmeye vesile olur. Bu yolun esasları şunlardır:
• Kurtuluşa eren topluluk olan Ehl-i sünnet inancına sahip olmak ve ona sıkıca sarılmak.
• Azimetleri tam bir titizlikle, ısrarla ve büyük bir kararlılıkla yapmak, mecbur kalmadıkça ruhsatlardan kaçınmak.
• Devamlı Allah Tealâ'ya yönelmek ve O'nun bizi kontrol ettiğini düşünmek.
Dünyanın süsünden, hatta Cenâb-ı Hak'tan başka her şeyden yüz çevirmek, bunların sevgisini kalbe koymamak.
Bir de hadis-i şerifte "ihsan" diye tabir edilen, Allah Tealâ'yı görüyormuş gibi kulluk etmeyi ve O'nunla beraber olmayı alışkanlık haline getirmektir. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
"İhsan, Allah'ı görüyor gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da şüphesiz O seni görüyor
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Mektûbât-ı Mevlânâ Hâlid, s. 121.
  Hal Dili, 
Sûfilerden Sözler Ve Menkıbeler, Hazırlayan, A. Suat Demirtaş,
 Hâcegân Yayınları, sf.109

28 Aralık 2017 Perşembe

Noel - Yılbaşı - Yeniyıl

Hıristiyan dünyası yanında, dünyanın oldukça büyük bir kısmı "yeni bir yıla" girmenin heyecanını yaşıyor.
Dikkat edilecek olursa Müslümanlar için anlamlı zaman dilimlerinin hiçbirisinde, seküler ya da gayrimüslim dünyanın "kutlama"larına benzer bir ritüel yoktur. Biz, bizim için anlamlı olan kandiller, üç aylar, Ramazan ve Kurban bayramları gibi zaman dilimlerinde eğlence düzenlemeyiz. Bu ve benzeri zaman dilimleri bizim için birer arınma, tevbe-istiğfar, hamd-şükür, tebrikleşme ve bereket umma mevsimleridir.
Yılbaşı kutlamaları adı altında düzenlenen şenliklerin, bize ait olmayan, dolayısıyla dünyamıza girmesine izin vermememiz gereken birer ma'siyet ritüeli olduğunu hatırdan çıkarmamak gerektiğini tekrarlamaya lüzum görmüyorum. Hıristiyan kültürün temel simgelerinden biri olan "Noel baba" mitolojisinin dünyaya "Hz. İsa (a.s)'ın doğum yıldönümünü anma"dan daha öte ve farklı şeyler taşıdığı aşikâr. Hıristiyan dünya -esasında bu tarihte olmadığı açık olan- Hz. İsa (a.s)'ın doğumunu bile tahrif alışkanlığı doğrultusunda anlam dönüşümüne uğratarak seküler bir ritüele, bir tüketim çılgınlığına ve hedonizm fırsatına dönüştürmüştür.
Biz Müslümanlar, Efendimiz (s.a.v)'in doğum yıldönümü olan "Mevlidkandili"ni "eğlenerek" değil, dua, istiğfar ve ibadetle, nafile infak ve tasaddukla idrak ve ihya ederiz. Aradaki farkı görmemek mümkün mü?
"Yeni yıla nasıl girerseniz bütün yıl öyle geçermiş" tarzındaki hurafenin Müslüman nesillerimizi iğfal etmesine izin vermemek nasıl bir sorumluluksa, içinde bulunduğumuz zaman dilimine (Safer ayı) özgü bir diğer hurafeyi yaşatmamak da aynı şekilde sorumluluktur. Bilhassa cep telefonlarına SMS yoluyla gelen ve "Safer ayının uğursuzluk getirmemesi için şu kadar namaz kılın, namazın her rekatinde bunları şunları okuyun..." şeklindeki hurafenin aslı esası yoktur.
el-Buhârî, Müslim ve daha başka hadis imamları tarafından nakledilen bir rivayette Efendimiz (s.a.v), "Adva, Safer ve Hâme yoktur..." buyurmuştur. Buradaki "Safer" kelimesinin ne anlattığı konusunda iki farklı görüş vardır. İlkine göre cahiliye döneminde Araplar haram ayları kaydırır(nesi yapar)dı. Böylece Safer ayını haram ay yapar, Muharrem'de ise hürmet bulunmadığı düşüncesiyle diledikleri gibi hareket ederlerdi. Efendimiz (s.a.v) bunun doğru olmadığını ifade buyurmuştur.
İkinci görüşe göre ise cahiliye Arapları insanın veya hayvanın karnında olduğu ve acıkınca soktuğu varsayılan bir yılan bulunduğuna inanır ve buna Safer derlerdi. Efendimiz (s.a.v) bunun asılsız bir inanç olduğunu ifade buyurmuştur.
Ala külli hal, Safer ayında uğursuzluk bulunduğu tarzındaki görüşün aslı yoktur. Bu görüş eski zamanlara ait bir hurafe iken "noel" de yeni zamanlara ait bir hurafedir. İkisini de hayatınıza sokmayın...
Ebu Bekir SİFİL

Üstad Necip Fazıl'a katılıyorum... :)

20 Aralık 2017 Çarşamba

~BİLGİ ÇAĞI BUNALIMINDA İNSAN~


  İşte, İslam’sız, vahiysiz, Sünnet’siz, zikirsiz, fikirsiz, şükürsüz yaşadığımız bunalım çağında gelinen nokta, bütün izm’lerin iflas etmesi oldu. Bugün dünyanın kabul ettiği tek gerçek, artık hiçbir beşeri sistemin insanlık için bir vaadinin kalmadığı ve bütün bu sistemlerin çöktüğü gerçeği.Gazetesiyle, televizyonuyla, internetiyle, her türden ilanlarla, adeta bilgi sağanağı altında şemsiyesiz kalan ama kendine asıl lazım olan konularda cahil olan bugünkü insanın, yani bizim insanımızın dramı da ortada...

Sonuç olarak, ortaya çıkan boşluğu, tatminsizliği giderecek aslolan ilme, bilgiye dair reçete yok.
İnsan, hakiki mutluluğu elde edebilmek için onu nerede araması gerektiğini bilmelidir. Araçların ve kirli bilginin tahakkümünden kurtulmak gerek. Eskilerin dediği gibi “Kem âlât ile kemalât olmaz”. Yani, kötü araçlarla insan kemale erişemez. Yanlış bilgi ve araçlarla, hatalı yöntemlerle, sapkın yollarla doğruya, iyiliğe, güzelliğe ve bunların hulasası olan mutluluğa ulaşmak mümkün değildir.
Bu yüzden, lüzumsuz bilgi kirliliği içinde boğulup giden modern insan mutlu olamıyor. Teknolojik araçlar arttıkça, imkânlar çoğaldıkça, mutluluğun da o oranda artacağı zannediliyor.
Oysa herkes biliyor ki dağdaki kanaatkâr bir çoban, şehirdeki bir holding yöneticisinden daha mutludur. Çünkü dağdaki çoban, daha az kaygıya sahiptir. Onda elem ve kedere yol açacak unsurların sayısı, diğerine nazaran asgaridir.
Bu demlerde, zamanımızın hak dostlarının Yunus (aleyhisselam)’ın o meşhur duasını tesbihat edinmemizi tavsiye etmeleri manidardır. Hani, Enbiya Suresi’nde geçen ayeti kerime: “La ilahe illa ente subhaneke innî kûntu mine’z zalimin.” (Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!)
Sahih rivayetlere göre; Allah-u Zülcelâl’in emriyle yeşil denizden bir balık denizi yararak çıkar ve Yunus (aleyhisselam)’ı yutar. Onu götürüp bütün denizleri dolaştırır.
Yunus Peygamber, balığın karnına düştüğü zaman önce öldüğünü zanneder. Sonra başını, ayaklarını ve ellerini hareket ettirince, yaşadığını anlar. Namaza durur ve şöyle der: “Rabbim senin için öyle bir yeri mescit edindim ki insanlardan hiç kimse buna ulaşmış değildir.” Bunun üzerine Allahu Zülcelal, Onu balığın karnından çıkarıp selamete erdirir.
Kur’anı Kerim’in beyanına göre: “Zünnûn’u da (Yunus’u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: ‘Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!’ Diye niyaz etti.”
Nebiler Nebisi (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur: “Kendisiyle dua edildiği zaman, Allah’ın kabul ettiği, yine kendisiyle istendiği zaman, Allahın verdiği Allah’ın ismi azamı, (en büyük ismi); ‘Senden başka hiç bir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum.’ Duasıdır.”
Böyle anlarda, hakiki huzur ve mutluluğu ve kalp itminanını, gecenin bir anında kalkıp bulan müminlerdir.
Mümin, Yunus (aleyhisselam)’ın duasıyla O'na yönelir, en kısık ses ve solukları duyan Rahmet-i Sonsuz’un dergâhına iltica eder. Kapılar aralandığında, ruhunun tüm ilhamlarıyla yalvarır, yakarır ve bülbülü nalan olur adeta.
Hakiki saadet, maddi araçlarla elde edilen bir şey olmadığı için İslâm düşüncesinde “manevi haz” kavramı üzerinde uzun uzadıya durulmuştur.
Madde ile sınırlı olmayan, bu yüzden de paylaşılınca azalmayan, zikir ve duayla elde edilen bu manevi hazlar, insanın, Merhametlilerin en Merhametlisi ile kurduğu en güçlü bağdır.
Bu, hiç tükenmeyen bir enerji kaynağına, sürekli bağlı olmak gibi bir durumdur. Bunun adı, bütün kirlilikleri silip süpüren Muhabbetullah’tır, feyz-i Rabbani’dir…
           ZEKERİYA MARAL/Gülistan Dergisi

 


22 Kasım 2017 Çarşamba

Ya Hayır Söyle Ya da Sus

Söz mü Sükût mu?
Ensar’ın ileri gelenlerinden Muaz b. Cebel r.a anlatıyor:
“Bir gün Efendimiz s.a.v.’e;
– Ya Rasulallah! Dilimizin konuştuklarıyla hesaba çekilecek miyiz, diye sordum. Allah Rasulü s.a.v.:
– Hayret sana Ya Muaz! İnsanları yüz üstü cehenneme sürükleyen dilleriyle kazandıklarından başkası mıdır? Sükût edersen selamet bulursun. Konuştuğun zaman ise sözün ya lehinedir ya da aleyhinedir.’ buyurdu.” (Tirmizî, İman, 8)
Semerkand Dergisi / Hal Dili

27 Ekim 2017 Cuma

Cuma / Amin


"Taştan bile daha katı şimdi kalpler, ağlamayı unutmuş yaş akıtmıyor gözler.. Ya gönüller? Neler saklı onda Kelamullahtan başka kim bilir neler...Beyinlere diyecek yok, içindeki tamamen boş bilgiler...

O kadar uzun görünür ki sana günler.. Aslında bir nefesliktir, dünya denilen yer.. Ah anlayabilsen o kısalığı her şey gelir gider.. Belki toplasan aklını ömrün güzel geçer..
Son ana bırakma! Şeytan imanını ister.. Vermek istemezsin de o an gücün biter.. Çünkü yaşamadın ömründe imanın için ne acı ne keder.. Veyl olsun bana dersin, boş şeylerle etmişim ömrümü heder..."İktibas


11 Ekim 2017 Çarşamba

Gavs-ı Bilvanis Onbeşinci Sohbetden



Bunca Allah(cc) dostları, mürşid-i kamiller sadat-ı kiram vardır.

   Bu zatlarin bu kadar yüce olmalarının sebebi,Peygamber´in(s.a.v.)şeriatına  uygun hareket etmeleridir.

Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde:
"Ümmetimin alimleri Beni Israil´in Peygmaberleri gibidirler." buyuruyorlar.["Alimler, peygamberlerin varisleridir." Ebu Davud ilim1; Tirmizi ilim 19; Buhari ilim 10;]
Yani ümmetimin evliyası beni Israil Peygamberleri gibidir. Hasa Peygamberlikle mukayese edilmez evliyalik. Ama buradaki mukayese hidayet yönündendir.
Ümmetimden cıkan evliyalarin cok hidayete vesile olacaklarına işarettir. Bu Hadis-i Şerif, Peygamber (s.a.v.)´in ümmetinden öyle evliyalar cikmis ki, büyük hidayetlere vesile olmuşlardır. Milyonlarca kişinin hidayetine sebep olmuş, vasıta olmuş evliyalar vardır Ümmet-i Peygamber(s.a.v.) içinde.
Fakat Peygamberlerden ise öyleleri gelmiş ki ancak kendi nefsini hidayete erdirebilmiş, Peygamberlikleri kendi Nefislerine münhasir olmuş.
Bazi Peygamberler ise ancak ailesinin hidayetine vesile olabilmiştir. Bazıları ise ancak muhitinin hidayetine vasıta olmuşlardir.
Mesela Nuh Peygamber (a.s.) dokuzyüzelli sene ömür sürmüş ancak kırk kişiyi imana getirebilmiş. Hanımı ve oğlu bile imana gelmeyenler arasında kalıp küfürle gitmişlerdi.
Fakat Ümmet-i Muhammed ´in (s.a.v.) evliyalarından, Gavs gibi, Şah-ı Hazne gibi, Mevlana Halid gibi, Imam-i Rabbani (k.s.) gibi zatlar cok büyük hidayetlere vasita olmuşlardir. Mevlana Halid´in dörtyüz tane halifesi varmış. Imam-i Rabbani´nin oglu Şeyh Masum ise dörtbin tane halife cıkarmış. Işte böyle büyük hidayetlere, Ümmet-i Peygamber´in irşadına vasıta olmuşlardir.
Bütün Bunlara sebep o evliyaların hal ve hareketlerinin hayatlarının tamamen Peygamber (s.a.v.) şeriatına uygun olmuş olmasındandır, kendilerinden şeriate muhalefet gelmediği içindir ki Rabbül Alemin bu kadar büyük etmiş yüceltmiş onların ellerine bunca hidayet vermiş.
Peygamberin (s.a.v.) şeriatına göre hareket eden, muhalefet etmeyen kimse bilsin ki kazancı cok büyüktür. Şayet insan şeriata muhalefet üzere olursa, bilsin ki zındıklık yolundadir.
Insan şeriata muhalefet üzere olursa, bilsin ki işi başa gitmez, devam etmez. Çabuk tükenir, çabuk zeval bulur, çabuk bozulur aynen karın, yaz sıcağına dayanamaması gibi. Kar, ne kadar çok olursa olsun, yazın güneşine dayanamayarak eriyip yok oldugu gibi, insanin ameli de ne kadar çok olsa, ne kadar veliliği dillere destan olsa, Peygamberin şeriatına uygun değilse zevale mahkumdur.
Rabbul-alemin bir tek yol koymuş önümüze, on yol değil. Rahatlıkla kendisine yönlenebilmemiz için önümüze koydugu biricik yol Peygamberin (s.a.v.) şeriatıdır. Ondan başka yol yoktur.
Şeriata uygun, muhalefetsiz yapılan her hareket Allah´in yanında makbuldür. Sahibine fayda temin eder. Menfaatsiz olmaz.
Şeriata muhalefet yapılırsa amelin sahibine hiç faydası olmaz Hepsi boşa gider. Isterse aksama kadar amel etsin.
Tarikatte de böyledir. Şeriata muhalefet edilmedikce hidayet yolu açıktır. Şeriata muhalif hareket olmayan hulefanin, sadat´in elinden hidayet olmaz.
Kendisine şeriata muhalif hareket olmayan hulefadan, Sadat´tan istifade edilip hidayete ulaşılabilir.
Şeriatta yahut tarikata muhalefet eden hulefa nasibsizdir. Hidayete nasibi yoktur. Hidayete vasıta olamaz. Çünkü kendisi hidayete gelmemiş ki bir başkasının hidayetine vasıta olsun.
Şeyh Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni (K.S.)
Sohbetler Kitabından
Onbeşinci Sohbet


28 Eylül 2017 Perşembe

Allah'ın Ayı Muharrem


Muharrem Ayının Onuncu Günüydü

Yüce Allah: “Ey arz! Suyunu yut! Ve ey gök! Yağmuru tut!..” buyurdu. “Su çekildi. İş de bitti, gemi Cudi’ye oturdu.” (Hud, 44) 
Ardından, “Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle gemiden in.” (Hud, 48) buyuruldu. 
Muharrem ayının onuncu günüydü. Nuh a.s. bu günü oruç tutarak geçirdi.
... 
Musa a.s. ve ümmeti denizin ortasında açılan yoldan geçerek Firavun’un zulmünden kurtuldu. 
Muharrem ayının onuncu günüydü. Musa a.s. o gün oruç tuttu.
... 
Bu sefer yolculuk denizde değil, karada idi. Allah Rasulü s.a.v. Mekke müşriklerinin zulmünden uzaklaşıp Medine’ye hicret etti. Müminler Medine tepelerinde toplanıp Allah Rasulü s.a.v.’i karşılama mutluluğuna erdiler. 
Ve o gün Aşure günüydü. Yani Muharrem ayının onuncu günü.
Rasul-i Ekrem s.a.v., o gün yahudilerin bayram ettiğini, oruç tuttuğunu farketti. Sebebini sahabiler anlattı: 
- “Ey Allah’ın Rasulü! Yahudi ve Hristiyanlar bu güne hürmet ediyorlar!..” 
Vahy-i ilâhi, Rasulullah s.a.v.’in gönlünde içtihad olarak yer etti ve şöyle buyurdu:
- “Ben Musa’ya daha yakınım.” 
Ve o gün oruca niyetlendi. 
- “Gelecek yıl, dokuzuncu günde de oruç tutarım.” buyurdu. Ardından şöyle seslendi:
- “Haydi, insanlara duyurun! Kim bir şey yemişse, günün kalan kısmını oruçlu geçirsin. Bir şey yemeyen oruç tutsun. Zira bugün Muharrem’in onu, aşure günü.” (Buharî, Müslim, Nesaî)
Ve şöyle buyurdular: 
- “Aşure orucunu bir gün önce ve bir gün sonra tutmak suretiyle yahudilere muhalefet edin.” (Ahmed. b. Hanbel)
... 
Ramazan orucu farz kılınınca, önceden vacip olan Aşure günü orucu isteğe bırakıldı. (Muvatta) Fakat bu orucun fazileti ve kıymeti, diğer peygamberler ve Rasulullah s.a.v.’in tavsiyesi ile bizlere nimet oldu.
Rasulullah s.a.v. Efendimiz buyurdular ki:
“Kanaatime göre Allah, Aşure günü orucuyla önceden işlenmiş bir senelik günahı siler.” (Müslim, Nesai, E. Davud) 
“Ramazan’dan sonra en üstün oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” (Müslim, Tirmizî, Ebu Davud)
... 
Muharrem ayınız ve orucunuz mübarek olsun.

21 Eylül 2017 Perşembe

1 Muharrem 1439 / Yeni Yılımız Mübarek Olsun

Peygamber Efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571’de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke’de doğdu. 622’de Mekke’den Medine’ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yıl başı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir.
 
Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu.
 
* Hicrî (İslâmî) ayların birincisi, Muharrem ayıdır.
 
* Yeni yıla oruçla başlamak için, birinci günü oruç tutmak tavsiye edilmiştir.
 
* Ramazan'dan sonra en fazîletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
 
* Muharremin birinci gününde üç defa okunacak duâ vardır.
 
* Yine Muharrem'in birinci ve onuncu günleri okunacak duâ vardır.
 
10 Muharrem Aşure günü, 70 defa "Hasbünallâhu ve nı rnelvekîl, ni'melmevlâ ve ni'mennasîr" denilmelidir.
 
Ayrıca Aşure günü abdest, namaz, erzak alma, duâ ve yapılacak bazı fazîletli ameller vardır.
 
“Bir kimse, Muharrem ayının ilkgünü, aşağıdaki duâyı 3 defa okursa, Allahü teâlâ o kimseyi, gelecek Muharrem ayına kadar bütün belâlardan emîn kılar.” (Hadis)

Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ sey-yidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allâhümme entel ebediyyül kadîmül hayyül kerîmül hannânül mennân. Ve hâzihî senetün cedîdetün es'elüke fîhel ismete mineşşeytânirra-cîm. Vel-avne alâ hâzihin nefsil emmârati bis-sûi. Vel-iştiğâle bi-mâ yukarribünî ileyke. Yâ zel-celâli vel-ikrâm. Bi-rahmetike yâ erhamer-râhimîn, Ve sallâllâhü alâ seyyidinâ Muhammedin vel alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.

Mânâsı: Rahman ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla.. Hamd, âlemlerin rabbi olan Allâh'a mahsustur. Salât ü selâm da Pey-aamber Efendimize, ehl-i beytine ve bütün ashabına olsun. Ey Rabbim, sen ebedî, ezelî, hayy, kerîm, hannân, mennânsın. Bu gelen, yeni bir yıldır. Ya Rabbi, kovulmuş şeytanın şerrinden bu yıl muhafaza olmayı istiyorum. Ve içimde, bana kötülüğü emreden nefsimle mücadelemde senden yardım diliyorum. Beni sana yaklaştıracak meşguliyetleri bana nasîb et, ey celâl ve ikram sahibi Rabbim. Rahmetinle, ey Merhametlilerin en merhametlisi... Efendimiz Muhammed-sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e, onun âline, ashabına ve bütün ehl-i beytine salât olsun..

14 Eylül 2017 Perşembe

Cahil Cüretkarlığı (Haşa Allah Korkusuzluğu )

Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır, geçtiğimiz on yıllar içinde konuşmalarımızda “Allah korkusu” ifadesi hayli azaldı. Daha önceleri çocuk terbiyesinden mahalledeki bir hadiseye, çarşı pazardan nahoş bir durum karşısındaki tepkiye kadar bu ifade sıkça dile geliyordu, artık böyle değil.
Dilden bir ifadenin eksilmesi ya da kullanımın azalması, hiç şüphesiz o ifadenin manasının hayattan eksilmesiyle ilgili. Buradan hareketle Allah korkusu hususunda bir duyarsızlaşma süreci yaşadığımızı söylemek mümkün.
Başta hakim kültürün etkisiyle yaşanan dünyevîleşmenin, sonra dine halkı ısındırmak, belli çevrelerin de tepkisinden sakınma maksatlı “rahmet odaklı” İslâm anlatımının bu süreçte büyük etkisi var. Müslümanı kendi diniyle kavgaya tutuşturmak için her imkan ve fırsatı kullanan “din eleştirmenleri”nin payını da küçümsememek lazım.
Diğer taraftan kendilerine “tasavvufî” etiket vuran kimi mahfiller, fütursuzca müminin hafv ve haşyet duygularına saldırarak yerine muhayyel ve meçhul bir aşkı, muhabbeti ikame etmeye çalışıyor. Bazıları işi tarihin çöplüğüne gömülü “İbahîlik” sapkınlığının meşrebine kadar vardırıyor; ilahî emir ve yasakları ya yok sayıyor ya da muhtevasını değiştiriyor.
Yani hem dışarıdan hem içeriden maruz kaldığımız tasallut ve taciz, kimliğimizin ve kulluğumuzun aslî unsurlarına saldırıyor. Böylece Kitab-ı Kerimimiz’in ve cümle Sünnet-i Seniyye’nin en temel vurgularından biri olan Allah korkusu azalıyor, belirleyiciliğini yitiriyor.
Ne diyelim; Allah cümlemize Zât-ı Uluhiyeti’nden hakkıyla korkmayı, bu korkuyla yürümeyi ve durmayı nasip eylesin.
Sabahattin AYDIN / Semerkand Dergisi