20 Aralık 2017 Çarşamba

~BİLGİ ÇAĞI BUNALIMINDA İNSAN~


  İşte, İslam’sız, vahiysiz, Sünnet’siz, zikirsiz, fikirsiz, şükürsüz yaşadığımız bunalım çağında gelinen nokta, bütün izm’lerin iflas etmesi oldu. Bugün dünyanın kabul ettiği tek gerçek, artık hiçbir beşeri sistemin insanlık için bir vaadinin kalmadığı ve bütün bu sistemlerin çöktüğü gerçeği.Gazetesiyle, televizyonuyla, internetiyle, her türden ilanlarla, adeta bilgi sağanağı altında şemsiyesiz kalan ama kendine asıl lazım olan konularda cahil olan bugünkü insanın, yani bizim insanımızın dramı da ortada...

Sonuç olarak, ortaya çıkan boşluğu, tatminsizliği giderecek aslolan ilme, bilgiye dair reçete yok.
İnsan, hakiki mutluluğu elde edebilmek için onu nerede araması gerektiğini bilmelidir. Araçların ve kirli bilginin tahakkümünden kurtulmak gerek. Eskilerin dediği gibi “Kem âlât ile kemalât olmaz”. Yani, kötü araçlarla insan kemale erişemez. Yanlış bilgi ve araçlarla, hatalı yöntemlerle, sapkın yollarla doğruya, iyiliğe, güzelliğe ve bunların hulasası olan mutluluğa ulaşmak mümkün değildir.
Bu yüzden, lüzumsuz bilgi kirliliği içinde boğulup giden modern insan mutlu olamıyor. Teknolojik araçlar arttıkça, imkânlar çoğaldıkça, mutluluğun da o oranda artacağı zannediliyor.
Oysa herkes biliyor ki dağdaki kanaatkâr bir çoban, şehirdeki bir holding yöneticisinden daha mutludur. Çünkü dağdaki çoban, daha az kaygıya sahiptir. Onda elem ve kedere yol açacak unsurların sayısı, diğerine nazaran asgaridir.
Bu demlerde, zamanımızın hak dostlarının Yunus (aleyhisselam)’ın o meşhur duasını tesbihat edinmemizi tavsiye etmeleri manidardır. Hani, Enbiya Suresi’nde geçen ayeti kerime: “La ilahe illa ente subhaneke innî kûntu mine’z zalimin.” (Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!)
Sahih rivayetlere göre; Allah-u Zülcelâl’in emriyle yeşil denizden bir balık denizi yararak çıkar ve Yunus (aleyhisselam)’ı yutar. Onu götürüp bütün denizleri dolaştırır.
Yunus Peygamber, balığın karnına düştüğü zaman önce öldüğünü zanneder. Sonra başını, ayaklarını ve ellerini hareket ettirince, yaşadığını anlar. Namaza durur ve şöyle der: “Rabbim senin için öyle bir yeri mescit edindim ki insanlardan hiç kimse buna ulaşmış değildir.” Bunun üzerine Allahu Zülcelal, Onu balığın karnından çıkarıp selamete erdirir.
Kur’anı Kerim’in beyanına göre: “Zünnûn’u da (Yunus’u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: ‘Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!’ Diye niyaz etti.”
Nebiler Nebisi (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur: “Kendisiyle dua edildiği zaman, Allah’ın kabul ettiği, yine kendisiyle istendiği zaman, Allahın verdiği Allah’ın ismi azamı, (en büyük ismi); ‘Senden başka hiç bir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum.’ Duasıdır.”
Böyle anlarda, hakiki huzur ve mutluluğu ve kalp itminanını, gecenin bir anında kalkıp bulan müminlerdir.
Mümin, Yunus (aleyhisselam)’ın duasıyla O'na yönelir, en kısık ses ve solukları duyan Rahmet-i Sonsuz’un dergâhına iltica eder. Kapılar aralandığında, ruhunun tüm ilhamlarıyla yalvarır, yakarır ve bülbülü nalan olur adeta.
Hakiki saadet, maddi araçlarla elde edilen bir şey olmadığı için İslâm düşüncesinde “manevi haz” kavramı üzerinde uzun uzadıya durulmuştur.
Madde ile sınırlı olmayan, bu yüzden de paylaşılınca azalmayan, zikir ve duayla elde edilen bu manevi hazlar, insanın, Merhametlilerin en Merhametlisi ile kurduğu en güçlü bağdır.
Bu, hiç tükenmeyen bir enerji kaynağına, sürekli bağlı olmak gibi bir durumdur. Bunun adı, bütün kirlilikleri silip süpüren Muhabbetullah’tır, feyz-i Rabbani’dir…
           ZEKERİYA MARAL/Gülistan Dergisi

 


Hiç yorum yok: