10 Nisan 2015 Cuma

Yorulmadan Bozulmadan



Müslümanları bekleyen en büyük tehlikelerden biri, yakalarını dünyaya kaptırmalarıdır. Bu tehlikeye harşı uyanık olunmadığında, Allah korusun, maddi manevi nice başarı, hizmet bir anda silinir, yok olur gider. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. de bu tehlikeden haber vermiş, ümmetini uyarmıştır.
Ashab-ı Kiram’ın büyüklerinden Ebu Said el-Hudrî r.a. anlatıyor:
Rasulullah s.a.v. bir gün minbere oturdu, biz de hemen etrafına oturduk. Şöyle buyurdu:
“Sizin hakkınızda en büyük korkum, benden sonra dünya hayatının debdebe, parıltı ve süslerinin size açılması ve sizin onlara gönlünüzü kaptırmanızdır.” (Buharî; Müslim)
Bir başka hadis-i şerifte de Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v’in şöyle buyurduğu naklediliyor:
“Allah’a yemin ederim ki, ben sizin fakirliğinizden korkmuyorum. Fakat, sizden önceki ümmetlere olduğu gibi size dünya zenginliklerinin açılmasından, böylece başkalarının elindekilere özenip, din yönünden ziyana uğramanızdan ve dünya zinetlerinin öncekileri helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum.” (Buharî; Müslim)
Cenab-ı Mevlâ da müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece ‘iman ettik’ demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” (Ankebut, 2-3)
İmtihan, yaratılış sebebimiz. Her an imtihan olduğumuzun şuurunda olmamız lazım. İşte bu yüzden niyet ve ihlâs, amellerimizde büyük önem kazanıyor. Sıkça zikrettiğimiz bir hadis-i şerif var: “Ameller niyetlere göredir.” Bir başka hadis-i şerif de bu hadisi tamamlıyor: “Ameller neticelerine göredir.” Öyleyse sağlam bir niyetle işe başlayıp sağlam bir netice ile bitirmemiz gerekiyor. Cenab-ı Mevlâ’nın buyurduğu üzere, “kolaylıktan sonra zorluk, zorluktan sonra da kolaylık vardır.” Zor zamanlarda, sıkıntılı durumlarda Cenab-ı Hakk’ın kolaylık vereceğini bilerek, yılmadan yorulmadan yolumuza devam etmemiz gerekir. Fakat yokuşlar azaldığında, işlerimiz büyüyüp sınırları aştığında da biraz kendimizden korkmamız, adımlarımızı dikkatle atmamız gerekiyor. Yine yorulmadan işlerimize devam etmeli, gayret göstermeliyiz. Dinimizi herkese anlatmalı, tasavvuf yolunu yeni kalplere tanıtmalı, herkese hizmet götürmeliyiz. Yılmadan yorulmadan… Ve tabii ki bozulmadan…
Allah’a hamdolsun ki müslümanlar yaşadıkları sıkıntıları gün geçtikçe aşıyorlar. Sınırlar kalkıyor, ufuklar genişliyor, gönüller buluşuyor. Hizmetler, İslâm coğrafyasının dört bir yanına yayılıyor. Her geçen gün yeni bir alan daha açılıyor önümüze. Allah’ın izniyle, Allah rızası için yola çıkmış yüreklerin dualarıyla yürüyoruz.
Fakat başta söylediğimiz gibi, nefsin aldatması, dünyaya yakamızı kaptırma tehlikesi pusuda bekliyor. Peki dünyaya aldanmak nasıl olur? Dünyaya dalmadan istikamet üzere nasıl yürürüz?
Öncelikle bize lazım olan sağlam bir itikattır. Bu da Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadıdır. Böylece dünyevî her türlü badireye karşı en sarsılmaz zırhımızı kuşanmış oluruz. Çünkü dünya bizi sadece süsleriyle kandırmaz. Yeni fikirler, yeni hayat tarzları itikadımızı da sarsabilir. Allah korusun!
Tevhid inancı üzereyiz. Allah’ın birliğine, kitaplarına, meleklerine, peygamberlerine inanırız. Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine, kadere, ölümden sonra dirilişe ve hesap gününe iman ederiz.
Sahih itikattan sonra en hassas olmamız gereken konu üzerimize farz olan amellerdir. Beş vakit namazımız her şeyin önündedir. Namaz, beş vakit kulluğumuzun kendimize telkini ve takyididir, güzel ahlâk menbaımız, dinimizin direğidir.
Aynı şekilde diğer farizalar da müminler olarak hayatımızın ana unsurlarıdır. İtikat ve farz ameller kadar güzel ahlâkın önemini bilir, hatırlarız. Allah adıyla işlere başlar, selam verir, yardım eder, sevincimizi, üzüntümüzü paylaşırız. Rızkımızı helal yoldan kazanır, helal olanı yeriz, helal olanı yediririz. Doğru söyler, doğruyu destekleriz. Bütün bunları da Allah rızası için yaparız, dünyalık için değil.
Dikkatli olmalıyız. Niyetimizi düzeltmeli, işlerimizin neticesinin hayra varması için mücadele etmeliyiz. Dünyalık neticeler asla kâr getirmez. Asıl kâr ve asıl zarar ahirettedir. Cenab-ı Mevlâ, müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bizleri birçok ayet ile uyarıyor:
“Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer imtihan sebebidir. Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.” (Enfâl, 28)
“İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını sınayalım diye yeryüzündeki şeyleri ona bir süs kıldık.” (Kehf, 7)
“Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” (Tâhâ, 131)
Yolumuzdan sapmadan, ölçülerimizi tahrif etmeden, Allah rızası için gayretlemize devam etmeliyiz. Şah-ı Nakşibend hazretlerinin buyurduğu gibi, “Yolumuz Ashab-ı Kiram efendilerimizin yolundan ne bir adım eksik, ne bir adım fazladır.”
İtikadımızdan, amellerimizden taviz vermeden alimlerimizin, Sâdât-ı Kiram’ın yolundan ayrılmadığımız sürece, Cenab-ı Mevlâ bizleri doğru yol üzere tutacaktır. Nitekim ayet-i kerimede buyurmuştur:
“Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de ahireti diler ve bir mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür” (İsrâ, 18)
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle…
Mübarek Erol – Semerkand Dergisi / Mayıs 2013

Hiç yorum yok: