26 Mart 2015 Perşembe

Doğruluk Ahlakı


Doğruluk, insanın her yerde, her meselede ve her hükümde sarılmak zorunda bulunduğu en güçlü dayanaktır. Müslüman, hayatını yalandan, zandan ve başkaları hakkında kötü düşünceden arınmış bir şekilde kurmalıdır. Zira yüce hakikatler, hayatın akışı içerisinde insanlar arasındaki çeşitli münasebetlerde ortaya çıkar.

Müslüman doğru insandır. Yürüdüğü yolun adı Sırat-ı Müstakim, yani Dosdoğru Yol’dur. Bu yolun yolcusu hayatını bütün yönleriyle doğruluk üzerine kurmuş demektir.

Müslümanın hedefi doğru olandır, o hedef için seçtiği yöntem de öyledir. Bu konuda o kadar hassastır ki, kişisel zannına göre hüküm vermekten dahi uzak durur. Zira Hz. Peygamber s.a.v. müslümanların kaçınmaları gereken hususları sayarken, zannı ve kuşku veren düşünceyi de zikrederek şöyle buyurmuştur:

“Zandan sakının çünkü o konuşmada en büyük yalandır.” (Buharî)

“Sana kuşku vereni bırak, kuşku vermeyene sarıl. Doğruluk kalp huzuru, yalan ise şüphedir.” (Tirmizî)

Kuran-ı Kerim’de de insanların şüphelerin peşine düşmemeleri tavsiye edilerek; “....Onlar (putperestler) zanna ve nefslerinin arzusuna tabi oluyorlar. Andolsun ki, kendilerine Rableri katından doğru yolu gösterici gelmiştir.” (Necm, 23) ve “Halbuki onların bu hususta hiç bir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiç bir şey ifade etmez.” (Necm, 28) buyurulmuştur.


SÖZÜN EN ÇİRKİNİ: YALAN

Diğer yönden yüce dinimiz İslâm, doğruluğa büyük ehemmiyet verdiği için hakkı ortadan kaldırmaya çalışanları kınamış, böyle davrananları nefretle karşılamıştır. Hz. Aişe r.anha’dan gelen bir rivayette; “Hz. Peygamber’in katında yalandan daha kötü bir huy yoktu. Bir kimsede yalanın peyda olduğunun farkına varırsa, tevbe etmediği sürece onun nefreti Hz. Peygamber’in kalbinden çıkmazdı.” (Ahmed b. Hanbel) ifadesi yer alır. Başka bir rivayet de; “Hz. Peygamber’in nazarında yalandan daha kötü bir ahlâk yoktu. Birisi onun yanında bir defa yalan söylediyse, tevbe etmedikçe O’nun zihninden kaybolmazdı.” (İbn Hıbban) buyurulmuştur.

Selef-i sâlihin devamlı iyilikleri konuşur ve bu sıfatlarıyla bilinirlerdi. Bu özelliğini yitiren kişi ise anında tanınır, istikametini düzeltmedikçe ona sohbet ve toplantılarında yer vermezlerdi. Zira doğru konuşmak, emanetleri eda etme hassasiyeti ve diline hakim olmak, müslüman toplumun en belirgin özelliklerindendir. Bunun aksine yalan, aldatma, iftira, sözünden cayma gibi hususlar nifak ve dinden çıkma alâmetleri olarak değerlendirilmiştir.

MÜSLÜMAN YALANCI OLABİLİR Mİ?

Öte yandan, nasıl ki bazı hastalıklar bedene musallat oluyor ve tedavisiz kurtulmak bazen mümkün olmuyorsa, kişiyi kirleten yalancılık, cimrilik, korkaklık gibi bazı kötü hasletler de vardır ki, insan bunlardan ancak manevi tedavi görerek kurtulabilir. Böyle kötü hasletleri üzerinde taşıyan kişiler hakkında Hz. Peygamber s.a.v.: “Mümin her huya bürünebilir, hıyanet ve yalancılığa asla..” (Ahmed b. Hanbel) buyurmuştur.

Bu konuda başka bir rivayet de şöyledir: Hz. Peygamber’e “Bir mümin korkak olabilir mi?” diye sorulduğunda, “Evet” dedi. “Bir mümin cimri olabilir mi?” denildiğinde yine “Evet” diye cevap verdi. Peki “Bir mümin yalancı olabilir mi?” denildiğinde ise, “Hayır.” (Malik) buyurdu.

Bu hadis-i şerişer, müslüman olduğunu söyleyen kimsenin cimrilikten ve korkaklıktan uzak olması yanında, kesinlikle yalan söylememesi gerektiğinin en büyük delilidir. Bunun için hangi işi yaparsak yapalım, hangi meslek dalında çalışırsak çalışalım, önce dürüst olmak esastır. Böyle olmayan kişiler hakkında Hz. Peygamber s.a.v.; “Üç sınıf insan cennete girmez: Bunlar zinakâr yaşlı, yalancı lider ve kibirli fakirdir.” buyurmuşlardır. (Müslim)

Görüldüğü üzere Allah’ın dininde yalan söylemek en çirkin işlerdendir. Bunların başında Allah ve Rasulü’nün söylemediği bir şeyi onlara atfederek söylemek gelir. Bu gibi kişiler hakkında Hz. Peygamber s.a.v. şöyle buyurur: “Bana karşı uydurulup söylenen yalan, başkası adına söylenen yalan gibi değildir. Kim bilerek bana yalan uydurursa ateşte yerini hazırlansın.” (Buharî)

Hz. Peygamber s.a.v. kendisine atfedilen bu kötü bid’atların kaynaklarından ve doğuracakları kötü sonuçlardan kendilerini korumaları için ümmetine Kur’an’a ve selef yoluna sarılmalarını tavsiye ederek şöyle buyurmuştur: “Ahir zamanda ne sizin ne de babalarınızın duymadıkları yalanları uyduracak yalancı deccaller türeyecek. Onlardan sakının ki, sizi sapkınlık ve fitneye sürüklemesinler.” (Müslim)

DOĞRU TERBİYE, DOĞRULUKLA TERBİYE

Diğer yönden, Yüce Dinimiz İslâm, doğruluk ve faziletin çocukların da ruhlarına işlenmesini tavsiye eder. Çünkü doğruluk ve fazilet ile yoğrulan çocuklar, doğruluk ruhuyla yaşarlar, söz ve hallerinde doğruluğa alışırlar. Bu konuda bizim için en güzel örnek yine sevgili Peygamberimiz’dir. Abdullah b. Âmir r.a. şöyle anlatıyor:

Hz. Peygamber s.a.v. bir gün evimizde bulunurken, annem beni çağırıp: “Gel sana bir şeyler vereyim.” dedi. Hz. Peygamber ona “Neyi vermek istedin?” diye sordu. O da “O’na hurma vermek istedim.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Eğer sen ona bir şey vermeseydin, bu sana bir yalanın yazılmasına sebep olurdu.” (Ebu Dâvud) buyurdu.

Ebu Hüreyre r.a.’den rivayet edilen bir hadiste de, Hz. Peygamber’in, “Kim bir çocuğa, gel sana şunu vereyim, deyip vermezse, bu sözü kendisi aleyhine bir yalan sayılır.” (Ebu Dâvud) buyurduğu belirtilir.

Hz. Peygamber s.a.v. anne ve babalara doğru olmalarını ve kendi çocuklarına bile olsa yalandan uzak durmalarını hassasiyetle tavsiye etmiştir. Yezid kızı Esma, Rasulullah s.a.v.’e: “Ey Allah’ın Rasulü, iştahımızın çektiği bir şeye iştahım çekmiyor demek yalan sayılır mı?” diye sorduğunda, Hz. Peygamber s.a.v.: “Evet. Allah katında her yalan kişinin aleyhine yazılır. Hatta ufacık bir yalan kabul edilen sözler bile ‘yalancık’ olarak kaydedilir.” buyurur. (Ahmed b. Hanbel)

TİCARETTE YALAN TUZAĞI

Doğruluk konusunda en çok dikkat etmeleri gerekenlerden biri de ticaret yapanlardır. Alıcı ve satıcı alışveriş esnasında doğru konuşup, her şeyi açık söylerlerse alışverişlerinde bereket hasıl olur. Eğer yalan konuşup bazı şeyleri gizlerlerse, belki geçici bir zaman için kâr da ederler. Ama bunun nihaî sonucu bedbahtlıktır.

Bununla ilgili olarak Hz. Peygamber s.a.v. buyurur ki: “Alıcı ve satıcı ayrılmazdan önce pazarlığı devam ettirip ettirmemede serbesttirler. Alıcı ve satıcı doğru konuşup her şeyi açık söylerlerse, alışverişlerinde bereket hasıl olur. Yok, eğer yalan konuşup bazı şeyleri gizlerse, belki geçici bir zaman için kâr edebilirler. Fakat sonunda alışverişlerinin bereketi gider.”

“Yalan yemin, malı satmak için yardımcı olabilir. Fakat tüm kazancı mahveder.” (Müslim)

Başka hadislerinde de Hz. Peygamber s.a.v. buyurur ki: “Bildiği bir malın kusurunu gizleyip söylememek helal değildir.” (Buharî)

“Müslüman kardeşin sana güvenip doğru konuştuğu halde, senin ona yalan konuşman ne büyük hıyanettir!” (Ebu Davud)

İbn-i Ebi Evfa rh.a. şöyle der: “Birinin, malını başkasına satmak için, ‘vallahi hiçbir mala verilmeyen fiyat benim malıma verildi’ şeklinde yemin etmesi üzerine şu ayet nazil oldu: “Şüphesiz Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Âl-i İmran, 77)

ŞAHİTLİKTE DOĞRU OLMAK

Şahitlikte yalan yere yemin etmek yalanların en çirkinidir. Müslüman, en çok sevdiği, kendisine en yakın hissettiği insanın aleyhinde de olsa, doğruyu söylemekten çekinmemelidir. Akrabalık veya taraftarlık gibi bağlar sebebiyle birinden korkması veya birine olan aşırı rağbeti insanı haktan ayırmamalıdır. Bu hususta Yüce Allah şöyle buyurur:

“Ey iman edenler. Kendiniz, anababanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır (onları sizden çok kayırır). Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarptırırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkı yla haberdardır.” (Nisa, 135)

Hz. Ebu Bekr r.a. nakleder: Hz. Peygamber s.a.v. üç kez tekrarlayarak “Size büyük günahların en büyüklerini haber vereyim mi?” diye sorarak şöyle buyurdu: “Allah’a ortak koşmak, anne-babaya isyan etmek, insan öldürmektir.” buyurdu. Hz. Peygamber bunları söylerken yanı üzerine yaslanıyordu, doğrulup şunları ilave etti: “Dikkat edin, yalan söylemek, yalan yere şahitlikte bulunmak da bunlardandır.” Bunları o kadar tekrarladı ki, keşke sükût etse, diye temennide bulunduk.” (Buharî)

SÖZÜNDE DURMAK

Bütün insanlar için geçerli olduğu gibi, bilhassa meslek ve sanat erbabı için verdiği sözü yerine getirmek büyük önem taşır. Dinimiz sözde durmamayı nifak alameti olarak kabul etmiştir. Hz. Peygamber s.a.v. peygamberlikten önce ve sonra sözlerini dikkatle seçerdi, yapamayacağını kesinlikle vaat etmezdi. Abdullah b. Ebi el-Hemse r.a.’dan rivayet edilen şu olay, O’nun bu konudaki hassasiyetini göstermeye yeter.

Şöyle anlatır:

Hz. Peygamber ile peygamberlikten önce bir alışveriş yapmıştım. Benden bir miktar alacağı kalmıştı. O’na alacağını bulunduğumuz yere getireceğime dair söz vermiştim. Her nasıl olduysa unuttum. Üç gün aradan sonra tekrar hatırladım. O, beni görünce şöyle dedi: “Ey genç, beni usandırdın. (Boşa gelmiş olmayasın diye) üç günden beri seni burada bekliyorum.” (Ebu Dâvud)

Doğru sözlü olmak basit bir mesele değildir. Allah doğru sözlü olmayı peygamberlerin bir vasfı olarak zikreder. Bu husus Kur’an’da şöyle geçer:

“Kitap’ta İsmail’i de an. fiüphesiz O sözünde duran bir kimse idi. Bir rasul, bir nebi idi. Ailesine namaz ve zekâtı emrederdi. Rabbi’nin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.” (Meryem, 54-55)

İnsan bazen yaptığı bir hatadan yalan söyleyerek sıyrılmak ister. Bunu ise cehalet ve acizliğin bir ifadesi olarak değerlendirmek mümkündür. Bu, kötülüğü daha büyük bir kötülükle saklama çabasıdır. İnsana yaraşan kusurunu kabullenmesidir. Umulur ki doğruluğu tercih etsin ve ızdırabını çekmekte olduğu hatasını düzeltsin.

Hakkı söylediği için gelebilecek bir zarardan korkmak durumunda olan müslümana yakışan, her şeye rağmen yalandan uzak durması ve cesaretle mukavemet göstermesidir. Hz. Peygamber s.a.v. şöyle buyurur:

“Tehlikeli de olsa doğruluğa sarılın. Muhakkak ki kurtuluş doğruluktadır.”

“İnsan yalan konuştuğunda çıkaracağı kötü kokudan dolayı melek ondan bir fersah uzaklaşır.” (Tirmizî)

SIFATIMIZ HANGİSİ?

Şu fani dünyada sözlerinde doğruluğa riayet eden kişinin bu ameli, onu bütün işlerinde kurtuluşa ve sonunda da iyiliğe sevkeder. Kişinin hakka sarılması neticesinde kalp ve fikrinden nur fışkırır. Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

“Ey iman edenler. Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın...” (Ahzap, 70-71)

Yalan, başıboşluk, şiddet, boş vaadlerde bulunmak ne insana ne topluma bir şey kazandırır. Hz. Peygamber s.a.v.’den gelen bazı rivayetlerde; müslümanların doğruluğa yönelmesi, zira doğruluğun kişiyi iyiliğe sevk edeceği, kişi bu şekil davrandıkça da Allah katında “sâdık” olarak yazılacağı belirtilir. Aynı şekilde yalandan da sakınılması, zira yalanın kişiyi hayasızlığa sevk edeceği, hayasızlığın ise sahibini cehenneme götüreceği, kişi yalan söylemeye devam etmekle Allah katında “yalancı” olarak yazılacağı bildirilir. Ayrıca yalan söyleye söyleye kişinin kalbinde siyah bir leke oluşacağı ve bu lekenin zamanla tüm kalbini kaplayıp Allah katında yalancılardan sayılıncaya kadar devam edeceği zikredilir. Böyle kişiler hakkında da Allah’ın şu vaadi gerçekleşir: “Yalanı ancak Allah’ın ayetlerine uymayanlar uydurur. Onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Nahl, 105)

Kişiyi iyiliğe sevkeden sadakat ise ancak azim sahibi insanların ulaşabildikleri hayır zirvesidir. Bunu anlatmak için şu ayet yeterlidir:

“Yüzlerinizi doğudan veya batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir. İyi olan, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a, peygamberlere inanan, O’nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekât veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.” (Bakara, 177)


 Hüseyin Erçelik / Semerkand Dergisi

Hiç yorum yok: