5 Aralık 2014 Cuma

Göz ve Haram

"Zamanın, şartların, zorlukların bir önemi yok; onu bunu suçlamak da anlamsız. Çünkü mümin her şart ve durumda mümindir. Hep imanının gereğini yapar; gözünü, kulağını, dilini haramdan korur...."
İslâm’ın bütün emir ve yasakları, iki dünyada mutluluğun kazanılması içindir. Bu emir ve yasakların sahibi Allah’tır. Bunları bizleri düşünerek, bizim iyiliğimizi murad ederek koymuştur. Bu nedenle Allah’a isyan ederek, emirlerini çiğneyerek mutlu olmak mümkün değildir. Bunlardan bir kısmını yerine getirip bir kısmını da ihmal edemeyiz. Çünkü İslâm, akaidiyle, ibadetiyle ve ahlâkıyla bir bütündür. Nasıl ki namaz, oruç ve diğer ibadetler dinin bir parçasıysa, ahlâkî emirler de bir parçasıdır.
Gıybet etmemek, yalan konuşmamak, helalinden rızık kazanmak gibi emir ve yasakların namaz emrinden hiç farkı yoktur. Sonuçta bunu isteyen Rabbimizdir ve Peygamber Efendimiz s.a.v. vasıtasıyla bizlere bildirmiştir. Bu yüzden namaz kılarak ama aynı zamanda gıybet, yalan, hilekârlık yaparak iyi mümin olunmaz. Keza günümüz müslümanlarının en büyük imtihanlarından birisi olan harama bakmakla da iyi kul olunmaz.
Ağır imtihan
İşimizin gerçekten zor olduğunun hepimiz farkındayız. Günümüzde İslâm’ı yaşamak önceki dönemlere göre belki çok daha zor. Önceden harama düşürecek yollar sınırlıydı ve sadece yüz yüze iletişimle mümkün olabiliyordu. Günümüzde ise durum çok değişti. İnternet, televizyon, gazete ve dergiler insanın gönül ve zihin dünyasına, ahlâkına olumsuz etkiler yapan pek çok unsur içermektedir. Bunların insana verdiği zarar önceki dönemlerle kıyaslanamaz. Günümüzde medyanın ve sanal iletişimin etkisi yirmi dört saat boyunca devam etmektedir. Dünyanın bir ucundaki birileri ahlâkınızı bozmak için teknolojiyi kullanmakta, evinizin içine kadar girmekte, televizyon ve internet ile değerlerinize bağlılığınızı zayıflatmaya çalışmaktadır.
Bu genel tehlikeyle birlikte, özellikle turistik sahil bölgelerinde yaşayanların kendilerini korumaları da ayrı bir zorluktur. Dağda evliyalık yapmak ne kadar kolaysa böyle yerlerde insanın dinini koruması o kadar zordur. Her tarafınızın türlü türlü haramlarla çevrili olduğu ve İslâm’ı teneffüs etmenizin neredeyse imkansızlaştığı bir yerde İslâm’ı yaşamak gerçekten de meşakkatlidir. Sahil boylarında hayat sürmek durumunda olanlar yazları büyük sıkıntı çektiklerinden, burada anlatılmak istenileni çok daha iyi anlayacaklardır. Bu zorluk insanın kendisi için olduğu kadar ailesi için de geçerlidir. Genç kızı ile oğluna böyle bir atmosferde dinî şuur kazandırma çabasında olanlara Allah yardım etsin!
Avrupa’da İslâm’ı yaşayan, çocuklarına sahip olmakta zorluk çeken ve yavrularım elimden kaçabilir korkusunu her an taşıyan gurbetçilerimizin de yükleri ağırdır. Ekmekleri peşinde koşan bu kardeşlerimiz hem hayat mücadelesi hem de çocuklarını hak çizgide tutma savaşı vermekteler. O yüzden büyük zorluklarla karşı karşıya bulunuyorlar.
Teslim olmadan
Pek çoğumuz maneviyat dünyamızı etkileyen olumsuz görüntüler nedeniyle dünyayı suçlar. “Efendim, her taraf haram dolu, sağdaki harama bakmamak için gözümüzü sola çevirdiğimizde orada da haram var, çaresiziz!” derler. Rabbimiz elbette içinde bulunduğumuz zorluğu bilmektedir. Fakat mazeretlerin arkasına saklanarak kendimizi bırakmış durumda mıyız, yoksa mücadele etmeye, nefsimize hakim olmaya güçlü bir şekilde çabalıyor muyuz, bunu düşünmemiz gerekir. Kulluk dünyamız zayıfladıkça dış dünyanın üzerimizdeki baskısı ve bizi değerlerimizden uzaklaştırması kolaylaşır. Bunun farkında olmalıyız. Unutmayalım, her ne şartta olursa olsun, hayatımızdan ve kulluğumuzdan sorumluyuz. Çevremizi kuşatan yanlışların suçunu birilerine yıkmak kolaydır. Fakat bu neyi değiştirir, neyi düzeltir ki? Biz interneti, televizyonu, gazeteleri suçladığımızda bir şey değişiyor mu? Elbette değişmiyor. Üzerimize gelen sel akmaya devam ediyor. O halde suçlamak çözüm olmuyor, aksine şikayetin zararı bize dönüyor. Bizleri umutsuzluğa düşürdüğünden direncimiz bile kırılabilmektedir.
Yenilgiyi kabul ettiğimizde dayanma ve mücadele etme gücümüzü kaybetmekteyiz. Çünkü yanlışların karşısında göğsünü germeyen veya ayakları kaymaya başlayan ve bunu kabullenen kişinin dayanma gücü zamanla zayıflar. Bir müddet sonra alışmaya başlar ve daha sonra da eleştirdiği kimseler gibi olup çıkar. Nitekim etrafımızda böyle insanlar vardır. Zamanında haramlara bulaşanları kıyasıya eleştiren bu kişiler zamanla eleştirdikleri kimselerin durumuna düşmüşlerdir.
Harama alışmak
İnsanın hayatını şekillendiren temel etken İslâm ahlâkı olmadığı zaman haramlar zamanla kanıksanır ve normal olarak görülmeye başlanır. Şöyle düşünün: Ahlâk kitaplarını okuduğumuz zaman neye bakmanın, neyi dinlemenin haram olduğu bellidir. Ancak televizyonun karşısında otura otura, gazetelere ve internete baka baka, filmleri seyrede seyrede haramlar gözümüzde ciddiyetini kaybetmeye başlar. Zamanla öyle olur ki, haram olduğunu bilmemize rağmen haram değilmiş gibi bakmaya, dinlemeye başlarız. Örneğin televizyon seyrederken gözümüzün önüne gelen haram görüntülerden yüzümüzü çevirmeyi bile düşünmeyiz. Hatta bir komiklik de varsa kahkahayla gülüp seyrederiz. Bu durum sadece televizyon veya bilgisayar karşısında kendisini göstermez. Evin dışına çıktığımızda da durum pek farklı değildir. Gözlerimizi haramdan kaçırmayı adeta unutmuş durumdayız. Günlük hayatımız neredeyse haramlarla yoğrulur hale gelmiş.
İnsan bir hataya karşı direnmeyi bıraktığında o hata bir süre sonra sıradanlaşır. İlk başlardaki ağırlığını kaybeder. Günahlar da bunun gibidir. İnsan ilk başlarda karşı koyar. Ama sürekli yüz yüze geldiğinde, kendisini tutacak bir gücü veya dayanacağı arkadaşları yoksa haramları kanıksamaya başlar. Hatta öyle olur ki, kalbindeki haram düşüncesi anlamsızlaşır. Harama bakmaktan veya onu işlemekten dolayı hissettiği ürperti kaybolur. Ve sonunda haramla arkadaş olur.
Kalp kararması
Burada olup biten, göz görürken kalbin körleşmesidir.Çünkü işlenen haramlar yavaş yavaş kalbi karartır. İnsanın safiyetini, temizliğini alıp götürür. Mümin işlediği her günahın zararına karşılık Allah’ı anarak, ibadete yoğunlaşarak kalbini tekrar temizlemeye çalışmazsa zamanla kapkara kesilir. Hz. Peygamber s.a.v. şöyle buyurmuşlardır: “Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahından tövbe edip uzaklaşırsa kalbi arınır. Tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederse o siyah nokta artar ve nihayet kalbin her tarafını kaplar.” (İbn Mâce, 4234).
Efendimiz s.a.v. başka bir hadislerinde de tövbeye, kalbi temiz tutmaya teşvik ederek şöyle buyurmaktadırlar:
“Bir kul bir günah işler ve ‘Ey Allahım günahımı bağışla’ der. Allah Tealâ, ‘Kulum günah işledi, günahını bağışlayan ve ondan dolayı hesaba çeken bir rabbinin olduğunu da bildi’ buyurur. Sonra adam yine döner bir günah daha işler. Bunun üzerine de, ‘Ey Rabbim, günahımı bağışla’ der. Allah Tebâreke ve Tealâ, ‘Kulum bir günah işledi ve de günahı bağışlayan ve ondan dolayı hesaba çeken bir rabbinin bulunduğunu bildi’ buyurur. Kul sonra yine döner ve bir günah daha işler. Bunun ardından da, ‘Ey Rabbim, günahımı bağışla’ der. Allah Tebâreke ve Tealâ, ‘Kulum bir günah işledi, aynı zamanda günahını bağışlayan ve günahtan dolayı hesaba çeken bir rabbinin olduğunu da bildi. (Bundan sonra günaha düşmeden) istediğini yap, seni bağışladım’ diye buyurur.” (Müslim, 4953)
İlk bakıştan sonra
Allah Tealâ kitabında buyuruyor: “Ey Rasulüm! Müminlere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramlardan korusunlar! İmanı olan kadınlara da söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar!” (Nur, 30). Dolayısıyla işin başı insanın gözlerine hakim olmaya çalışmasıdır. Hz. Peygamber s.a.v. isteyerek olmayan ilk bakışın affedildiğini, fakat sonrakinden sorumlu olunduğunu belirtmektedir: “Ya Ali, ilk bakıştan sonra ikinci kez bakma. İlk bakış bağışlanabilir, ama ikincisi değil.” (Tirmizî, 1837) buyurmuştur.
Ayrıca şöyle sakındırmaktadırlar: “Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir.” (Müslim, 6754). “Bakış şeytanın zehirli oklarından biridir. Kim Allah korkusuyla onu terk ederse, tadını kalbinde duyacağı bir imanla mükâfatlandırılır.” (Taberanî, 10362). “Bir müslüman tesadüfen bir kadının güzelliğine bakar ve sonra gözlerini çevirirse Allah ona ibadet nimeti verir ve bu nimeti ona tatlandırır.” (Müsned, 21247)
Her yaptığı ve her söylediği bizim için çok önemli bir örnek olan Hz. Peygamber s.a.v. genç kuzeni Fadl’ı kadınlara bakmaktan çok nezih bir yolla sakındırmıştı. Veda Haccı dönüşünde terkisinde Fadl olduğu halde giderken, onun soru sormak isteyen bir kadına bakmaya başladığını fark eder. Elini yüzüne koyar ve nazik bir şekilde öte tarafa çevirir. (Buharî, 1417)
Bugün bizler de birbirimizi uyarıp kardeş ellerimizi birbirimizin yüzüne koymalıyız. Uyaracak kimse olmasa bile iman elimiz, takva ve vicdan elimiz hep kendi yüzümüzde olmalıdır. Çünkü Allah Tealâ’nın müjdesidir: Gözüne hakim olanların kalbi en güzelleri görmeye layık olacaktır.
Güzel dururken başkasına kim bakmak ister...!?

Hiç yorum yok: