14 Ağustos 2013 Çarşamba

~Bu Yolda Mağlubiyet Yoktur~

“Elhamdulillahi ala kulli hal, siva’d–Delal” ...2563



Güzeli, rahatı, konforu, sıhhati, zenginliği ve her şeyin gönlümüzce olmasını şiddetle arzularız; ama ulaşamadığımız bir ukde olarak kalır içimizde nedense… Bir ömür çalışıp çabaladığımız, uğruna nice sıkıntılara katlandığımız, sahip olmak için insanüstü gayretler sarf ettiğimiz şeylerin çoğu, tatlı bir hayal olarak hep kaçar–durur önümüzde… Son nefesimizi verdiğimiz o sıkıntılı anda, sahip olmak istediklerimizin peşinde koşturmuş olmanın yorgunluğu ve bir o kadar da pişmanlığı gelip düğümlenir boğazımıza… Dünya hayatı; arzu ve isteklerimizi, hayal ve beklentilerimizi karşılamaktan uzaktır çünkü.

‘Güzel’ diye bildiğimiz şeyler, nice çirkinlikler barındırmaktadır aslında… Rahatın, zorluklarla; konforun, sıkıntılarla; sıhhatin, bilinmeyen hastalıklarla ve zenginliğin, bela ve musibetlerle dolu olduğuna, şu kısacık ömrümüz defalarca şahitlik etmiştir. Dünya hayatı böyledir ne yazık ki!..
Bu dünyada hiçbir şeyin gönlümüzün arzuladığı şekilde gerçekleşmediği bir gerçektir. O halde, elde edemediklerimize üzülmek yerine, sahip olduklarımızla mutlu olmanın yollarını aramak, en kârlı işlerden olsa gerek! Mademki böyledir, o halde hayatımızın her anını, yani düşüncelerimizi, hayallerimizi, olayları, bela ve musibetleri, zafer ve mağlubiyetleri mü’minlere has bir bakış açısıyla zinetlendirmemiz zorunludur. Olayları mü’mince değerlendirip mü’mince düşünmediğimiz ve mü’mince bir bakış açısına sahip olmadığımız müddetçe; hep kaybeden, zarara uğrayan musibetlerle boğuşan, mağlup olan tarafta yer alan kişiler olduğumuz zehabına kapılmamız kaçınılmaz olacaktır. Mü’mince düşünüp mü’mince görmek ise, yaşadığımız hadiselerin tamamına yani bela ve musibetlere, zenginlik ve fakirliğe, rahatlık ve sıkıntıya, galibiyet ve mağlubiyete… Allah’ın ve O’nun yüce Resulü aleyhisselatu vesselam’ın hikmet penceresinden bakabilmektir.
Mü’minin hayatında; bela ve musibetlerden veya başa gelen olumsuzluklardan ve hoşlanılmayan şeylerden dolayı üzülüp kederlenmek, kahrolmak, saç–baş yolmak gibi tepkiler olmamalıdır mesela… Mü’min için, bu dünyadan çok daha güzel ve hayırlı bir başka yer vardır çünkü. O yer, ahirettir ve ahiret; “Başıma gelen her şey Rabbimdendir. Rabbimden gelene ise razıyım” diyenler için, akla–hayale gelmeyen nimetler ve mükâfatlarla beklemektedir. Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam, Mü’minlerin durumunu şöyle özetlemiştir:
“Mü’minin durumu, gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hali, kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu, onun için hayır olur. Başına bir bela gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” 


Bu, Allah’a giden yolda, O’nun rızasına uygun bir yaşamda ve siratü’l müstakim çizgisi üzerinde iken kayıp ve zararın olmadığının, her an kazanç ve kâr halinin devam ettiğinin Peygamber Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam’ın dilinden veciz bir ispatıdır. Evet, mü’mince bir yaşamda kâr-zarar, kazanç–kayıp ikilemi yoktur. Her şey kârdır, her şey kazanç! Ve gerçek anlamda, “Galiptir bu yolda mağlup olan.” Bunun için tek bir şart vardır; o da iman, yani Mü’min olmaktır. Çünkü Rabbimiz galibiyet ve mağlubiyeti, kayıp ve kazancı, kâr ve zararı iman esasına bağlamıştır. “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz, en üstün olan sizlersiniz.” 

Dünyevi bir mağlubiyet yaşarken; yani ordu yenilmiş, pek çok şehit verilmiş, düşman karşısında geri çekilmiş, mallar talan edilmiş olsa bile, uhrevi bir zaferin kapıları aralanmaktadır aslında... Çünkü Mü’min görevini yapmış, Allah’ın dini ve O’nun rızası için çarpışmış ya şehid olmuş ya da yaralanmıştır. Galibiyet ve mağlubiyeti veren Allah olduğuna göre, Mü’min ancak Allah rızası için çalışıp çalışmadığından sorumludur. Sonuçta Mü’minin kazandığı, iki güzelden biridir: Ya şehid ve gazi olur, ya da zafer elde eder. Bu yolda mağlubiyet yoktur yani…
Olaylara mü’mince bakmak, aslında ilahi pencereden bakmak demektir. İlahi pencereden bakmak ise, her şeye güzel anlamlar yükleme sonucunu doğuracaktır. Hem zaten hangi olayın hayır, hangi olayın şer barındırdığını, Rabbimizden başka kim bilebilir? Öyle ya; “…Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz” düsturu, ilahi pencereden bakış açısını tüm hakikatiyle sunmuyor mu önümüze?!. O halde, olaylar karşısında imanımızı kontrol etmemiz çok daha isabetli bir durum olur. Eğer imanımızda herhangi bir hasar yoksa hiçbir şey aleyhimizde zarar değildir ve eğer imanımızda tahribatlar meydana gelmişse, hiçbir şey lehimizde kâr değildir.
Kadere teslimiyet ve Allah’ın hakkımızdaki takdirine rıza gösteren, her şeye en hayırlı tarafından bakma güzelliğini elde edecektir. 
Hayattan lezzet almak, her ne olursa olsun, içinde bulunulan durumdan güzel sonuçlar çıkarmaya bağlıdır. Güzel sonuçlar ise; ahirette cennet kapılarını aralamaya fayda sağlayacak amellerden dolayı, başa gelenlere rıza göstermekle çıkarılabilir ancak. İnsanlar, genel anlamda cennet ve cehennemlerini yanında taşımaktadırlar. Olayları salt bela ve musibet penceresinden görüp rıza ve teslimiyeti bırakarak isyana sapanlar, nasipsiz kalmayı göze almışlardır, ahiret hususunda… “Elhamdulillahi ala kulli hal, siva’d–Delal” diyenler ise, dünya dikenleri içinde, cennet bağının kokularını duyarlar. 
“Düşmanlarım bana ne yapabilirler ki? Ben, cennetimi ve gülistanımı yüreğimde taşıyorum. Nereye gitsem, sürekli benimle birliktedirler ve benden bir an olsun ayrılmazlar. Benim hapsedilmem halvet, öldürülmem şehadet, sürgün edilmem ise seyahattir.”
Mü’minler için hayat, Allah’a adandığı zaman değer kazanır ancak. Allah’a adanan bir hayat ise; zor ve sıkıntılardan, bela ve musibetlerden, zulüm ve işkencelerden ayrı olarak düşünülemez. Kısacık dünya hayatında karşılaşılabilecek en büyük zorluklar hapis, sürgün ve öldürülmedir. Bu zorluklar ise, Mü’mince bakış açısıyla halvet, seyahat ve şehadete dönüşüyorsa… O halde gerçekten düşmanlarımız bize daha ne yapabilirler?

NAŞİT TUTAR

Hiç yorum yok: