11 Ağustos 2010 Çarşamba

Rahmet Mevsimi Ramazan.......


O mu bize misafir, biz mi ona, pek bilinmez ama hoşgeldin der baş köşeye
otururuz. O bizi ağırlar, biz onu misafir ederiz. Biz onu tutarız, o bizi bırakmaz.
Seven kim, sevilen kim? Sevgili Ramazan, hoşgeldin Sevgili'den , hoşbulduk Sevgili'ye.- Muhterem müminler, Allah'a hamd , O'nun hak ile gönderdiği elçisine salât ve selam olsun ki, ayların
sultanına erdik. Bu sultanı Cenab -ı Mevlâ bize bahşetti ki, az bir gayret gösterelim de, Muhammed aleyhisselatü vesselam ümmetine selamet vesilesi olsun. Anlatılır ki, müslümanlarla mecusilerin komşu oldukları bir topluluk varmış.
Ramazan ayı geldiğinde mecusilerden biri, müslüman komşularına hürmeten açıkta bir şeyler yiyip içmezmiş. Hatta bir gün sokakta elinde bir şeyler yemekte olan oğlunu azarlayıp kulağını çekmiş. Senin hiç mi hürmetin kalmadı? Bu ay Ramazan'dır.
Müslümanlar bu ayda oruç tutarlar, demiş. Bu mecusi fani dünyadan göçüp Hâlık'ına döndükten sonra, bir müslüman onu rüyasında görmüş. Ne haldesin, demiş.
Cennetteyim, halim-keyfim yerindedir hamd olsun, diye cevap almış. Nasıl olur, sen mecusi değil miydin, diye sormuş müslüman . Dinle, demiş mecusi , melek canımı almaya geldiğinde, yücelerden bir ses geldi, o kulumun canını mecusi olarak almayın, Ramazan'a hürmetinden dolayı ben de ona müslümanlığı bahşettim...
Ey cemaat, bu bir darb -ı meseldir. Peki yağmurun altına kendi rızasıyla atılanın hali nedir?
Sırılsıklam olur, üzerinde tozdan eser kalmaz. Rabbim'in emri başım üstüne deyip, Ramazan'a hürmet eden de elbet rahmet yağmurundan ıslanır, kalp aynası tozdan kirden temizlenir. Fırsat kapımızı çaldı. Onu güleryüzle karşılayalım, güleryüzle uğurlayalım ki, gittiği yerde bizi güleryüzle anlatsın. Cenab -ı Rabbü'l - Alemin'in gönderdiği misafire iyi davrandı, başının üstünde tuttu, Allah da onu cennetinde misafir etsin, desin.
Oruç, açlık demek değildir. Görünürde açlık-susuzluktur, hakikatte ise dinini-diyanetini, arzusunun, hevesinin önüne çıkarmaktır. Arzu da, heves de Allah'ın kuludur. Biz de kuluz. Kulun kula kulluğu yakışır mı? Haysiyeti olanın kulluğu yalnız Allah'adır. Bağlarımızdan kurtulmak, hürriyete, selamete ermek için fırsat önümüzdedir, kıymetini bilelim. Ramazan geldi. Ne hoş geldi. Daha bir kalabalık olduk gelişiyle, daha neşeli, daha sıcak, fırından yeni çıkmış pide gibi. İftarlık pide gibi.
- Taze bunlaar ! Gönül yakmazsa para yok.
İlk akşamdan çalar kapımızı Ramazan, çalar kapıları. İpek atlas rengârenk giysileri, elinde defi:
- Cümbüş başladı dostlar, haydi düğün evine, haydi teravihe. Gelini almadan önce biraz coşmak gerek. Koşmak, oynamak gerek. Haydi nineler, haydi dedeler, çocuklar, büyüdüğünü zannedenler, babasının beşiğini tıngır mıngır sallayanlar.
Haydin namaza.
. . .
Sokaklar cıvıl cıvıl , ışıl ışıl . Büyük sesler, küçük sesler, ayak sesleri, hoplayan, zıplayan... Gürültü mü, melodi mi, ehli kulağa sır değil.
- Bey , yarın da şu camiye gitsek.
- Gideriz inşallah.
- Oğlum kaldırımdan yürü.
- Baba önce hangi meleğe selam verecektim?
- Sağdakine .
- Soldaki küsmez mi?
- Küsmez küsmez .
- Kızım elimi bırakma!
- Memed niye tutmuyor?
- O büyük.
- Ooo Rıfkı Bey, hayırlı ramazanlar.
- Siz de hayrına eresiniz inşallah.
- İlk iftarda bizdeyiz komşu, sizi de bekliyoruz.
- Olur . Salıya da bizde buluşuruz.
. . .
Düşer milletin önüne Ramazan, defiyle Allah der, yol gösterir. Kandil olur, fener olur. Camiler dolar taşar. Camiler coşar taşar.
- Hanımlar biraz sessiz olalım.
- Diyene bak, hoca sussa hepsi konuşacak...
- Çocuklar koşmayın, yerinize oturun.
- Elinde koku şişesi camiyi dolaşan sensin ama amca.
- Haklısın valla. Uzat elini. Kokular sürülür eller üstüne, öpülesi eller koku saçar. Omuzdan omuza, dizden dize, gözden göze nur akar. Allahım biz dışımızı süsledik, sen lütfunla içimize güzellik ihsan eyle.
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim...

Semerkand Dergisi

Hiç yorum yok: