27 Haziran 2014 Cuma

Selametle...



“Her kim nefsin istek ve arzularını yerine getirerek azalarını memnun ederse, kuşkusuz kalbinde nedamet ağacını dikmiş olur.” 
Ebu Yahya el-Varrâk (k.s) 

~Ramazan, Rahmet Ve Kurtuluş Ayıdır~


Mübarek ve faziletli bir ayın, Kur’an ve Oruç ayının saadet gölgesi üzerimize düşmüş bulunuyor.
Bu ay, Yüce Allah’ımızın insanlığa armağan ettiği şerefli kitabımız Kur’an-ı Kerim’i indirdiği aydır. O Kur’an-ı Kerim ki insanlığa şifa ve rahmet, medeniyetlere rehberdir. Zaman ve mekana örnektir.
O Kur’an-ı Kerim ki müslümanların hayat nurudur. Gören gözü işiten kulağı ve çalışan kalbidir. Allahu Azimüşşan’dan bir bağış, Peygamber (A.S.) Efendimiz’den bir müjdedir.
Evet, Kur’an-ı Kerim, tavsiye, emir ve yasaklarıyla gönülleri saadete, hakka ve hidayete kavuşturmak için bu ayda indirilmiştir.
Böylesine mübarek bir başlangıca şahitlik eden bu ayın adı, Allah indinde Ramazan’dır. Ve Ramazan öyle bir aydır ki, içinde bin aya bedel bir gece olan Kadir gecesi saklıdır.
Bir gün bir grup sahabi, Peygamber Efendimiz’e giderek “ya Rasulallah” diyorlar; “geçmiş tarihlerde uzun ömürlü ümmetlerden bir adam, Allah yolunda bin ay savaş yapabiliyormuş. Bin ay demek 80 küsur sene ediyor. Biz bütün ömrümüzü harcasak, bu adamın sadece o sevabına erişemiyoruz.” Bunun üzerine Rabbü’l Alemin: “Biz, o Kur’an’ı Kadir Gecesi’nde indirdik. Sen, Kadir Gecesi’nin ne olduğunu bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.” mealindeki ayetlerle başlayan Kadir Suresi’ni inzal buyuruyor. Böylece sahabilerin dile getirdiği bu sıkıntıdan Ümmet-i Muhammed’i kurtarıyor ve bu gecenin bereketinden yararlanmamızı emrediyor. Anlaşılıyor ki, o bir geceyi ihya ettiğimizde, o insanın bin ay savaşarak elde ettiğinden daha fazlasını kazanma imkanına sahibiz. Anlayana ne büyük bir lütuf!..
Ramazan ayı, hayır ve bereket ayıdır. Kur’an ve oruç ayıdır. Yüce Rabbimiz bu hakikatı şöyle ifade buyuruyor: “Ramazan, öyle bir aydır ki; Kur’an, insanoğluna bir rehber, bu rehberliğin apaçık bir delili ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölçü olarak bu ayda indirilmiştir. O halde içinizden kim bu aya erişirse, orucunu baştan başa tutsun. Ancak hasta veya seyahat üzere olanlar, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (kaza etsin).  Allah size kolaylık diler; güçlük istemez.” (Bakara/185)
Rabbimiz’in muhakkak çok büyük hikmetlere mebni olarak farz kıldığı oruç ibadetiyle ilgili olarak, bakın Peygamberimiz (A.S.) ne buyuruyor: “Oruç, ateşe ve kötülüklere karşı bir siperdir. Sizden biriniz oruçlu olduğunuz günde kötü söz konuşmasın ve kavga etmesin.” (Buhari, Müslim) ve “Kim inanarak ve mükafatını Allah’tan bekleyerek oruç tutarsa, doğduğu ilk günkü gibi günahlardan temizlenmiş olur.” (et-Tac)
Oruç, kurşun işlemez zırhı, kılıç kıran kalkanı ile müslümanları her türlü kötülüklerden ve ateşten koruyan bir siperdir. Kulluk şuurunun olağanüstü güzel bir ifadesidir. Kalplere iman neşesi saçan, gönüllere sevgi ve kardeşlik duyguları yerleştiren bir ibadettir.
İşte bu sebeple Ramazan orucu şer’î bir özür olmadan bırakılmamalıdır. Sevgili Peygamberimiz (A.S.) buyuruyorlar ki: “Allah’ın müsaade ettiği durumlar dışında Ramazan’da bir gün orucunu bozan kimse, ömür boyunca oruç tutsa Ramazan’da tutmadığı o günün sevabına ulaşamaz.” (Buhari, Ebu Davud)
Bu arada unutulmaması gereken bir konu da, bütün ibadetlerimizde olduğu gibi, orucumuzun da yalnız Rabbimiz’in rızası niyetiyle olması mecburiyetidir. Allah rızasına dayanmayan hiçbir amel, ibadet değildir. Hz. Peygamber (A.S.): “Bütün ameller niyete göre değerlendirilir” buyuruyorlar.
Allah Rasulü’nün, “nice oruç tutan vardır ki, orucun onun açlıktan başka bir faydası yoktur.” (İbnu Mace) ve “kim kötü sözleri, işleri bırakmazsa o kimsenin yemesini içmesini terketmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur.” uyarılarını görmezden gelemeyiz.
Bu ölçülere göre düşünüldüğünde; dilinden kötü söz ve dedikodu düşmeyen, gönlünden kin, haset ve düşmanlık duyguları silinmeyen, elinden ve ayağından kötülükler gitmeyen, hayır ve hasenatla yoksulların kimsesizlerin yanında yer almayan kimseler, gerçekten oruç tutmuş olabilirler mi? Ya da sadece vücudu, mideyi, böbrekleri dinlendirmek, perhiz yapmak ve kilo vermek düşüncesiyle tutulan oruç, gerçekten oruç olabilir mi?
Tekrar hatılatalım ki, orucuyla, teravih namazlarıyla, kadir gecesiyle Ramazan ayı bizim için bir hazine ve büyük bir fırsattır. Üstadım demişti ki: “Bu dünya ahiretin harmanıdır. Bu dünyada ne azık edersen, öbür dünyada ancak onu yiyebilirsin. Orada onunla geçinebilmek zorundasın.”
Bu fırsatlar elimizden bir bir çıkıp giderse, başka bir fırsata vaktimiz olacak mı? Ebedi hayatla yüzyüze geldiğimiz o anda, hangi amelin bize faydası olacak?
O halde bu Kur’an ve oruç ayının kıymetini bilelim. Kur’an ve oruçla dirilen bir mümin olalım.
Namaz ve zikirle, fakir ve yoksullara hayır ve hasenatla bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirelim.
Aramızdaki kin ve düşmanlık ateşlerini söndürelim; birbirimizi sevelim, kardeş olduğumuzu unutmayalım.
Tam bir teslimiyetle Allah’a sığınıp, hiç değilse bu ayda gecemizi, gündüzümüzü, bütün zamanlarımızı ibadet niyetiyle yaşayalım.
Ruhumuzu, fikrimizi, benliğimizi, ahlakımızı, insanlığımızı ve dünyamızı oruçla yenileyelim.
Umulur ki bu mübarek vakitler, Rabbimiz’le yakınlaşmada ve bütün bir hayatı ibadete dönüştürmede bir dönüm noktası, bir başlangıç olur.
Allah’a emanet olunuz.

12 Haziran 2014 Perşembe

~Berat Kandili~




Gecenin yarısıydı...
Ay tam tepede dolu dolu; adeta Medine’yi okşuyordu.
Şaban ayının on beşi; Ramazan’a ramak kalmıştı…
Gecenin sessizliğinde Baki kabristanlığının tam ortasında Rasulullah s.a.v. ayakta duruyordu. Mübarek bakışları gökyüzünde…
Hz. Aişe r.a. ayın loş aydınlığında O’na doğru ilerliyordu. Biraz önce uyandığında, Rasul-i Ekrem s.a.v.’i yanında bulamamış ve O’nu aramaya çıkmıştı.
Efendimiz ona seslendi ve diğer hanımlarından birisinin yanına gitmiş olacağından endişe ederek mi kendisini aramaya çıktığını sordu. Hz. Aişe r.a. validemiz O’nu doğruladı. Bunun üzerine Rasul-i Ekrem s.a.v. şöyle buyurdu:
“Şaban ayının on beşinci gecesinde Allah Tealâ, dünya semasına (rahmeti, bereketi ve ikramları ile) nüzul eder. Bu gecede Kelb kabilesindeki koyunların sırtındaki tüyler sayısınca insanı affeder.” (İbn Mace, İkametü’s-salât 191; Tirmizî, Savm 39)
Baki kabristanlığı, Hz. Aişe r.a. validemizin evinin kuzeydoğusunda, yani Medine’de Efendimiz s.a.v.’in ravzasının tam karşısında. Yukarıdaki olayın birinci derecede şahidi olarak hâlâ ayakta… Halinden anlayanlara şahitlik yapmaya devam ediyor…
Şaban ayının on beşinci gecesinde Efendimiz s.a.v.’in kabristana gitmesi asla bir tesadüf değildir. Merhamet ve şefkat kanatlarını ümmetinin üzerine geren rahmet peygamberinin onlara önemli bir fırsatı haber vermesidir.

~Bu Fırsat Nedir?~
Yüce Mevlâ’nın rahmetinin coşmasıdır. Bu gece af kapılarının ardına kadar açılmasıdır.
Bu gecede ölümü daha bir derin düşünmeliyiz. Dünya-ahiret muhasebesi yapmalıyız. Bugüne kadar geçirdiğimiz günleri gözümüzün önüne getirip, pişmanlığımızı Rabbimize arz etmeli, affımızı dilemeliyiz. Ayların en bereketlisi olan Ramazan’a ve içinde bulunan Kadir gecesine on beş gün kaldığını düşünerek ibadet hayatımızı baştan sona gözden geçirmeliyiz.
Ramazan’a ve Kadir gecesine önceden hazırlık yapıp Ramazan geldiğinde onun bereketinden gereğince faydalanmanın yolunu açmalıyız. Bin aydan daha hayırlı olan ve Ramazan’ın içinde gizlenmiş olan Kadir gecesini elimizle koymuş gibi bulmamız mümkün değildir. Her şeyin bir bedeli olduğu gibi bunun da bir bedeli vardır.
O bedel şudur: Günahlarımıza samimiyetle tevbe etmek ve alçakgönüllülükle ibadet hayatımızı düzene koymak…
Hz. Ali r.a.’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah s.a.v. şöyle buyurmuştur:
“Şaban ayının on beşinci gecesi olunca o geceyi ibadetle geçirin; gündüzünü de oruç tutun…” (İbn Mace, İkametü’s-salât 191; Tirmizî, Savm 39)
Berat gecesiyle af kapısından giren, Ramazan ve Kadir gecesinin bereketine gönlü uyananlardan olmamız niyazıyla…

Mehmet IŞIK  / Semerkand Dergisi

6 Haziran 2014 Cuma

Elhamdülillah...Mümin olmak bir ayrıcalıktır...




"Mü’min; mü’minin aklında,kalbinde ve duâlarındadır ..." 
Hz. Ömer (radiyallahu anh) 

Adıyaman/Kahta/Menzil....




"İnsanlara hayret ediyorum niçin sohbeti istemezler, niçin sohbet meclisine katılmazlar, niçin Allah adamlarının yanında bulunmazlar?
-Halbuki sohbet ehlinin ev sahibi Allah Teala, teşrifatçısı Hazret-i Ali, sakisi/su dağıtanı Hızır'dır."
Abdurrahman Tâğî (Sûfi/Nakşi v. 1856)

2 Haziran 2014 Pazartesi

Resulün(sav) Ahlakı...



"Dünyada insan ortak noktaları fazla olduğu kimseyi daha çok sever onunla iyi geçinir ve dostu olur. Yani yalancı ile doğru konuşmaya ehemmiyet gösteren birisi uzun süre birlikte olamaz. İşte "kişi sevdiğiyle beraberdir" hadisi şerifide buna işaret eder. Ahirette Allah Rasûlü Aleyhisselam'la birlikte olmak ancak onun ahlâkıyla 
ahlâklanmakla mümkün olur. " 
Selim Seyhan - İFAM Hadis Dersinden

"Bu dünyada iki şahıs arasında meydana gelen her dostluğun ve yakınlığın sebebi, o iki ruhun aynı mahalleden, aynı şehirden ve aynı madenden olmasındandır. O ruhlar, öbür alemde beraber idiler; belki aslında bir tek şey idiler. Buraya gelince de birbirlerini buldular ve tekrar tek bir varlık oldular." 
Mısra: "Cins, daima kendi cinsine meyleder". Sultan Veled (Mevlana'nın oğlu, Mevlevîliğin ikinci piri, ö. 1312)