26 Temmuz 2013 Cuma



~Rahmet Kapısında~

“Mümin, günahını üzerine düşecek bir dağ gibi gözünde büyütür. Münafıksa, günahını burnuna konmuş bir sinek gibi küçük görür.” (Buharî)
Önemli bir hata yapmış, sonra da içtenlikle pişman olmuş bir yakınımızı düşünelim. Onun üzüntülü haline biz de içleniriz. Yaşadığı pişmanlık hali, ahı vahı kalbimizi yumuşatır. Bu kişinin hatası bize karşı ise af dilediğinde yumuşar, ziyadesiyle duygulanırız. Aslında sevdiklerimize karşı kırgınlıklarımız, öfkelerimiz çoğunlukla sadece bir özür dileme sözü bekler. Güneş gören kar gibi erir gider bir anda.
Bütün bunlar insanlar arasında pişmanlığın, özür dilemenin ne kadar güzel duygulara yol açtığını gösterir. Bir de rahmeti her şeyi kuşatmış olan, bizi çok seven Rabbimizin, bir kulu hüzünle başını öne eğdiğinde ona nasıl merhamet edeceğini, bu duruma nasıl sevineceğini düşünelim.
Bir hadis-i şerifte, bir kul tevbe ettiğinde Allah Tealâ’nın, yiyecek ve içeceklerini yüklediği bineğini çölde kaybetmiş bir adam çaresiz ölümü beklerken bineğini bulduğunda nasıl sevinirse o kadar sevindiği bildirilmiştir. (Buharî)
Yüce Rabbimiz bizim kusurlu olduğumuzu, yanlışa düşmeye temayüllü olduğumuzu bilmektedir. Bizi böyle yaratmasında pek çok hikmet vardır.
Melekler gibi yaratılmadık. İnsan isyan eder, taşkınlık yapar. Ama tevbe de eder. İşte bu nokta çok önemlidir. Tevbe ilâhi rahmetin tecellilerine yol açar. Peygamberimiz s.a.v. bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz Allah sizi helâk eder de yerinize günah işleyip sonra da tevbe edecek bir kavim yaratırdı.” (Müslim)
İşlediğimiz günahların çokluğu bizi ümitsizliğe düşürmemelidir. Ne kadar günah işlersek işleyelim Allah’ın rahmeti bizim günahlarımızdan daha büyüktür. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz s.a.v., günahından tevbe edenin hiç günah işlememiş gibi olacağını müjdelemiştir. (İbn Mâce)
~Tevbenin kabulü için~
Tevbemizin kabul edilmesinin bazı şartları vardır. İmam Kuşeyrî rh.a. bu konuda şu üç şart saymıştır:
• Pişman olmak,
• Günahı terk etmek,
• Günaha tekrar dönmemeye kesin karar vermek.
Pişmanlık tevbenin birinci şartıdır. Kalpte bir üzüntü duymadan, sadece dille istiğfar etmek, Cenab-ı Mevlâ’dan özür dilemek yeterli değildir. Kişi günahını düşünmeli, mahcup olmalıdır. Günahları küçük görmek çok tehlikelidir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
“Mümin, günahını üzerine düşecek bir dağ gibi gözünde büyütür. Münafıksa, günahını burnuna konmuş bir sinek gibi küçük görür.” (Buharî)
Tevbe ettiğimizde Allah’a karşı işlediğimiz suçlardan arınırız. Ancak kullara karşı işlediğimiz suçlar için helallik almamız gerekir. Bu sebeple Allah dostları tevbe ettikten sonra kul haklarını ödemeye büyük önem vermiştir. Kılınmayan namazların ve tutulmayan oruçların kazası da gereklidir.
~Tevbede acele etmek~
Şeytan, bugün edersin, yarın edersin diyerek bizi kandırır, tevbeyi erteletir. Halbuki ölümün ne zaman geleceği belli değildir. Allah’ın kalbimize pişmanlık duygusu nasip etmesi de her zaman ele geçecek bir fırsat değildir. Diğer taraftan yanlışta ısrar etmek hidayet nurları yerine dalalet oklarını üzerimize çeker. Tevbe gittikçe zorlaşır, uzaklaşır.
Rahmet Peygamberi s.a.v. gece günah işleyenlere sabaha kadar, gündüz günah işleyenlere akşama kadar tevbe etmelerini tavsiye etmiştir (Müslim). Hatta akşama kadar yaşayacağımız veya sabaha çıkabileceğimiz bile şüphelidir. Müslümana yakışan, ilk fırsatta tevbe etmektir.
Pişman olup günahımızdan vazgeçmekte acele ettiğimiz gibi, kusurumuzu telafi etmek için bir hayır işlemekte de geç kalmamalıyız. Rahmet Peygamberi s.a.v. şöyle müjdelemiştir:
“Bir kötülük yaptığın zaman, peşinden bir iyilik yap ki onu temizlesin. Gizli işlediklerin için gizli, açık işlediklerin için açık iyilik yap.” (Tirmizî)
~Günahları gizlemek~
Yüce Rabbimiz o kadar merhametlidir ki, bizim insanlardan sakladığımız, utandığımız günahları bizim yüzümüze vurmaz. Bu konuyla ilgili şu birkaç hadis-i şerifi zikredelim:
“Günahlarını açıklayanlar hariç, bütün insanlar affedilmiştir. Biri geceleyin bir günah işler, Allah günahını örter. Sabah kalkınca Allah’ın örttüğü perdeyi açar ve günahını açıklarsa işte bu affedilmez.” (Buharî)
“Amellerin kaydedildiği defterler üç çeşittir. Birinci defterdekiler affedilir, ikinci defterdekiler affedilmez, üçüncü defterdekiler silinmez. Affedilen defterde kulla Allah arasındaki günahlar vardır. Affedilmeyen defterde şirk yazılıdır. Silinmeyen defterde kullara yapılan zulümler kayıtlıdır.” (Ahmed b. Hanbel)
“Kul tevbe edince, Allah işlediği günahları meleklere unutturur. Hesap günü aleyhinde şahitlik edemesinler diye organlarına, günahın işlendiği mekâna ve semaya da unutturur.” (Suyutî)
~Şeytana inat~
Şeytan, biz pişman oldukça Allah’ın bizi affedeceğini bilmektedir. Bu sebeple bizi usandırmak veya ümitsizliğe düşürmek ister. Kalbimize şüphe ve tereddüt vererek, sürekli günahlara geri döndüğümüzü, tevbelerimizin kabul edilmeyeceğini fısıldar. Bu oyuna gelmemeliyiz. O ısrar ettikçe biz de ısrar etmeli ve tekrar tekrar tevbe etmeliyiz.
Günah arzusundan kurtulmak zordur. Bu da şeytanın önemli kozlarındandır. Bize günaha karşı koyamayacağımız hissi vererek, arzularımızı gözümüzde büyütür. Pes etmemizi ister. Oysa Yüce Rabbimiz hiçbir kuluna kaldırmayacağı yük yüklemez. Emir ve tavsiyelerine uymaya çalışan kullarına da kolaylık sağlar. Ebu Muhammed Sehl rh.a., bu konuda şöyle demiştir:
“İnsanda arzu ve isteklerin bulunması fıtratın bir gereğidir. Günaha karşı arzu oluştuğunda insanın yapması gereken; kalbiyle halini Mevlâ’ya arz etmek, gelen düşünceyi kötü görmek ve nefsini de devamlı kötü görmeye zorlamaktır.”

Mükerrem METE / Semerkand Dergisi 2011
Fotoğraf: ~Rahmet Kapısında~
Mükerrem METE / Semerkand Dergisi 2011
“Mümin, günahını üzerine düşecek bir dağ gibi gözünde büyütür. Münafıksa, günahını burnuna konmuş bir sinek gibi küçük görür.” (Buharî)
Önemli bir hata yapmış, sonra da içtenlikle pişman olmuş bir yakınımızı düşünelim. Onun üzüntülü haline biz de içleniriz. Yaşadığı pişmanlık hali, ahı vahı kalbimizi yumuşatır. Bu kişinin hatası bize karşı ise af dilediğinde yumuşar, ziyadesiyle duygulanırız. Aslında sevdiklerimize karşı kırgınlıklarımız, öfkelerimiz çoğunlukla sadece bir özür dileme sözü bekler. Güneş gören kar gibi erir gider bir anda.
Bütün bunlar insanlar arasında pişmanlığın, özür dilemenin ne kadar güzel duygulara yol açtığını gösterir. Bir de rahmeti her şeyi kuşatmış olan, bizi çok seven Rabbimizin, bir kulu hüzünle başını öne eğdiğinde ona nasıl merhamet edeceğini, bu duruma nasıl sevineceğini düşünelim.
Bir hadis-i şerifte, bir kul tevbe ettiğinde Allah Tealâ’nın, yiyecek ve içeceklerini yüklediği bineğini çölde kaybetmiş bir adam çaresiz ölümü beklerken bineğini bulduğunda nasıl sevinirse o kadar sevindiği bildirilmiştir. (Buharî)
Yüce Rabbimiz bizim kusurlu olduğumuzu, yanlışa düşmeye temayüllü olduğumuzu bilmektedir. Bizi böyle yaratmasında pek çok hikmet vardır.
Melekler gibi yaratılmadık. İnsan isyan eder, taşkınlık yapar. Ama tevbe de eder. İşte bu nokta çok önemlidir. Tevbe ilâhi rahmetin tecellilerine yol açar. Peygamberimiz s.a.v. bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz Allah sizi helâk eder de yerinize günah işleyip sonra da tevbe edecek bir kavim yaratırdı.” (Müslim)
İşlediğimiz günahların çokluğu bizi ümitsizliğe düşürmemelidir. Ne kadar günah işlersek işleyelim Allah’ın rahmeti bizim günahlarımızdan daha büyüktür. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz s.a.v., günahından tevbe edenin hiç günah işlememiş gibi olacağını müjdelemiştir. (İbn Mâce)
~Tevbenin kabulü için~
Tevbemizin kabul edilmesinin bazı şartları vardır. İmam Kuşeyrî rh.a. bu konuda şu üç şart saymıştır:
• Pişman olmak,
• Günahı terk etmek,
• Günaha tekrar dönmemeye kesin karar vermek.
Pişmanlık tevbenin birinci şartıdır. Kalpte bir üzüntü duymadan, sadece dille istiğfar etmek, Cenab-ı Mevlâ’dan özür dilemek yeterli değildir. Kişi günahını düşünmeli, mahcup olmalıdır. Günahları küçük görmek çok tehlikelidir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
“Mümin, günahını üzerine düşecek bir dağ gibi gözünde büyütür. Münafıksa, günahını burnuna konmuş bir sinek gibi küçük görür.” (Buharî)
Tevbe ettiğimizde Allah’a karşı işlediğimiz suçlardan arınırız. Ancak kullara karşı işlediğimiz suçlar için helallik almamız gerekir. Bu sebeple Allah dostları tevbe ettikten sonra kul haklarını ödemeye büyük önem vermiştir. Kılınmayan namazların ve tutulmayan oruçların kazası da gereklidir.
~Tevbede acele etmek~
Şeytan, bugün edersin, yarın edersin diyerek bizi kandırır, tevbeyi erteletir. Halbuki ölümün ne zaman geleceği belli değildir. Allah’ın kalbimize pişmanlık duygusu nasip etmesi de her zaman ele geçecek bir fırsat değildir. Diğer taraftan yanlışta ısrar etmek hidayet nurları yerine dalalet oklarını üzerimize çeker. Tevbe gittikçe zorlaşır, uzaklaşır.
Rahmet Peygamberi s.a.v. gece günah işleyenlere sabaha kadar, gündüz günah işleyenlere akşama kadar tevbe etmelerini tavsiye etmiştir (Müslim). Hatta akşama kadar yaşayacağımız veya sabaha çıkabileceğimiz bile şüphelidir. Müslümana yakışan, ilk fırsatta tevbe etmektir.
Pişman olup günahımızdan vazgeçmekte acele ettiğimiz gibi, kusurumuzu telafi etmek için bir hayır işlemekte de geç kalmamalıyız. Rahmet Peygamberi s.a.v. şöyle müjdelemiştir:
“Bir kötülük yaptığın zaman, peşinden bir iyilik yap ki onu temizlesin. Gizli işlediklerin için gizli, açık işlediklerin için açık iyilik yap.” (Tirmizî)
~Günahları gizlemek~
Yüce Rabbimiz o kadar merhametlidir ki, bizim insanlardan sakladığımız, utandığımız günahları bizim yüzümüze vurmaz. Bu konuyla ilgili şu birkaç hadis-i şerifi zikredelim:
“Günahlarını açıklayanlar hariç, bütün insanlar affedilmiştir. Biri geceleyin bir günah işler, Allah günahını örter. Sabah kalkınca Allah’ın örttüğü perdeyi açar ve günahını açıklarsa işte bu affedilmez.” (Buharî)
“Amellerin kaydedildiği defterler üç çeşittir. Birinci defterdekiler affedilir, ikinci defterdekiler affedilmez, üçüncü defterdekiler silinmez. Affedilen defterde kulla Allah arasındaki günahlar vardır. Affedilmeyen defterde şirk yazılıdır. Silinmeyen defterde kullara yapılan zulümler kayıtlıdır.” (Ahmed b. Hanbel)
“Kul tevbe edince, Allah işlediği günahları meleklere unutturur. Hesap günü aleyhinde şahitlik edemesinler diye organlarına, günahın işlendiği mekâna ve semaya da unutturur.” (Suyutî)
~Şeytana inat~
Şeytan, biz pişman oldukça Allah’ın bizi affedeceğini bilmektedir. Bu sebeple bizi usandırmak veya ümitsizliğe düşürmek ister. Kalbimize şüphe ve tereddüt vererek, sürekli günahlara geri döndüğümüzü, tevbelerimizin kabul edilmeyeceğini fısıldar. Bu oyuna gelmemeliyiz. O ısrar ettikçe biz de ısrar etmeli ve tekrar tekrar tevbe etmeliyiz.
Günah arzusundan kurtulmak zordur. Bu da şeytanın önemli kozlarındandır. Bize günaha karşı koyamayacağımız hissi vererek, arzularımızı gözümüzde büyütür. Pes etmemizi ister. Oysa Yüce Rabbimiz hiçbir kuluna kaldırmayacağı yük yüklemez. Emir ve tavsiyelerine uymaya çalışan kullarına da kolaylık sağlar. Ebu Muhammed Sehl rh.a., bu konuda şöyle demiştir:
“İnsanda arzu ve isteklerin bulunması fıtratın bir gereğidir. Günaha karşı arzu oluştuğunda insanın yapması gereken; kalbiyle halini Mevlâ’ya arz etmek, gelen düşünceyi kötü görmek ve nefsini de devamlı kötü görmeye zorlamaktır.”

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Ebu Zer sizin gibi salak değildi...


Ebu Zer sizin gibi salak değildi/Salih TUNA

İhvan-ı Müslimin'in Suriyeli merhum alimlerinden Mustafa Sibai'nin 'İslam Sosyalizmi'nden İranlı Ali Şeriati'nin 'İslam Sosyoojisi'ne kadar birçok eser İslam'ın 'anamalcılığa' karşı tavrını yıllar öncesinden net bir şekilde ortaya koymuştu.
İhvan-ı Müslimin'in Mısırlı önderlerinden Seyyid Kutub'un 'İslam - Kapitalizm Çatışması' da ilk gençlik yıllarımızda elden elde dolaşan kitaplar arasındaydı.
Yani sizin anlayacağınız 'Antikapitalist Müslümanlar' muhabbeti öyle yerden bitme bir şey değildir.
Yeni olan, bu arkadaşlarımızın gitgide ezan okuyan saatlere dönüşmesidir.
Hani var ya Japon işi cihazlar, onu diyorum. (Halit Refiğ'in 'Teyzem' filminde bu cihazla ilgili bir sahne vardı, aklıma geldi mi hala gülerim.)
Kapitalizmin en büyük hünerlerinden biri de kendisine karşı çıkanları bile, yeri geldiğinde bi güzel ambalajlayıp ürün halinde piyasaya sürmesidir.
***
Seksenli yılların ortasında, Edip Yüksel henüz tozutmadan evvel, anamalcılığa reddiye üzerine çalışmasını sıklıkla söylerdim.
Nedense bu temel mesele hep savsaklandı; entipüften konularla uğraşmak marifet sayıldı.
'Kur'an'da o yok, bu var yollu çıkışlarla güya 'Gelenekli İslam' eleştirisi yapılıyordu.
Güya diyorum; zira Seyyid Hüseyin Nasr'ın kavramlaştırdığı mezkur ifadeyi fehmetmekte bile sorun yaşayacakları kuvvetle muhtemeldi, kaldı ki eleştirebilsinler.
Bunlar en fazla Zekeriya Beyaz misali, 'hacı-hoca' veya 'Diyanet' eleştirisi dolayımında arzı endam edebilirler.
Otokratik sistemlere, despotizme, kapitalizme küfreden, Jaures'in tanımladığı üzre, atalarının ocağından külü değil alevi aktarmak için 'kaynaklara' dönmekten dem vuran öncülleri nasıl ki literalizmden kaçarken bir tahakküm teolojisi Vehhabiliğin versiyonlarına tutuldular; bunlar da, 'akletmeyen ham yobaz kaba softalara' karşı çıkayım derken, 'rasyonalizme' saplanıp kaldılar.
Paris Amerikan Üniversitesi profesörlerinden Ali Rahnema'nın, 'Müslüman Ütopyacı' adlı Ali Şeriati biyografisini okusunlar da, medyumluğa heves edecek kadar 'mütealliğin' dibini bulmuş bir aydından 'rasyonalizme' geçit olmadığını görsünler.
***
İhsan Eliaçık'la da ne zaman 'duvardibi'nde muhabbete otursak, 'Hocam var mı yeni bir şey' diye takılırdım.
Sonradan 'Abdestli kapitalizm' muhabbetine sardırdı. Politik olarak da AK Parti'yi hedefe koydu.
AK Parti'nin yeminli düşmanları kallavi bir damar bulmuşlardı, hemencecik üzerine atladılar. (Mesela, Aydınlık gazetesi, İhsan Eliaçık'la şappadak tam sayfa röportaj yaptı.)
'Gezi olaylarıyla' anladık ki İhsan'ı kapitalistler de çok sevmeye başladı.
Sevmeye başladılar dediğim, galiba elverişli buldular.
O da kendini 'sevdirmeye' öyle kaptırdı ki, 'ne sağcıyım ne solcu / çapulcuyum çapulcu' diyerek şallak mallak ortaya fırlayan kapitalistlerle omuz omuza Sayın Başbakan'a karşı 'direnmeye' başladı.
Bu direnişe CNN, Beyaz Saray, BBC, Reuters, Der Spiegel, Merkel, Doğan Medya, İstanbul sermayesi, Ertuğrul Özkök'üne varıncaya kadar bilumum darbeciler, velhasıl yeryüzünün tüm egemenleri bayıldılar.
'Din nasihattir' ölçüsü gereği İhsan'ı arayıp, artık yeter dedim: 'CNN'e meze olmayı nasıl içine sindiriyorsun, artık yeter…'
Kem- küm bir şeyler söyledi, sustu.
Lakin daha sonra gördük ki dinlemedi; dinlemediği gibi daha da coştu.
Başörtülü bir hanımefendiye Kabataş'ta yapılan o çirkin saldırı karşısında bile kendine gelmedi.
Tam aksine, 'Belki AKP'li sanmışlardır' şeklinde fecaat bir tweet attı. Sonradan tashih etse de, yazık ki bu ne ilk ne son vukuatı oldu.
Çünkü başka yer ve zamanlara ait kimi fotoğrafları Gezi'yi ajite (hadi yine de provokasyon demeyelim) etmek için kullandı. Sonradan 'pardon, yanlış oldu' yollu tashih etse de malum 'algıya' hizmet etti. İyice araştırmadığının, bilmediğinin peşine böyle cumburlop düşmek var mı İhsan?
Kur'an'daki mucizelere kadar her şeyi sorgulamayı öneriyorsun da, 'Ankara'da, 14 Haziran'da, canlı yayında verdiğiniz sözü bir gün sonra neden İstanbul'da tutmadınız…' diye Taksim Dayanışması'na neden sormuyorsun?
Neden Taksim Dayanışması'na bir kez olsun şunu sormadın: 'İstanbul 1. İdare Mahkemesi'nin Taksim Yayalaştırma Projesi'ni 6 Haziran 2013'te iptal ettiğine dair kararı haftalar öncesinden bildiğiniz halde neden sakladınız?'
***
Suudi Arabistan'ın sponsorluğu, İsrail'in teşviki, ABD'nin ve AB'nin onayıyla Mısır'da yapılan o alçak darbenin en işbirlikçi aktörlerinden Baradey'in telefonunu, 'Biz darbecilerle görüşmeyiz, kendimizi kullandırtmayız' diyerek elinin tersiyle iten Sayın Erdoğan'a demediğini bırakmıyorsun, yeryüzünün tüm müstekbirlerinin desteklediği bu alçak darbeyi alkışlayanlarla 'yoldaşlık' ediyorsun!
Kapitalizme karşıyım diyorsun, piyasadaki bütün 'devrimcilerin' iptal edemeyeceği bir ihaleyi (Koç- Ülker konsorsiyumunun karayolları ihalesi) kamu yararına iptal eden bir lidere lagaluga yapıyorsun!
Deutsche Bank 'Gezi' dolayısıyla puslanan havayı görüp, 'faizleri artırın' dayatması yapmaya başladı, sen hâlâ 'direnişten' bahsediyorsun?
Yeryüzünün bütün egemenleri 'direnişinize' mikrofon olurken, 19 gün yirmi dört saat direnen Mısır'daki milyonlara neden dönüp bakmıyor?!
Sizin kerametiniz ne?
Rahmetli felsefe hocamız Buud Hayri Bey'e bir gün, 'Hepimiz Ebu Zer'iz' modunda bir şeyler demiştik de, masamızın üzerindeki kolalara bakıp, 'Ama evladım, Ebu Zer sizin gibi salak değildi…' demişti.
Sizi görseydi acaba ne derdi?

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Bozukluk Ezelde Varmış... :(





Seyyid Kutub idam sehpasına götürülürken bir Ezher müftüsü de kelime-i şehadet Getirmesi için yanında gider,

-Müftü: Ölmeden önce kelime-i Şehadet getir

-Seyyid Kutub: "Sen bu komediyi tamamlayan son figürmüsün?
Sen o dediğin kelime ile ekmek yiyorsun, o kelimeyi söylediğin için Ezher'de sana maaş veriyorlar. Bense O kelime için ipe çekiliyorum..."

( Seyyid Kutup Rahimehullah )